Hak insanları
Radikal · 11 Aralık 1998
Dün, yiyecek bulabilen Kuzey yarıküre insanlarının kahvaltı ettiği saatten tam yarım yüzyıl önce, 'İnsan Hakları' diye yeni bir dil yahnisi eklenmişti günlük çene mönümüze. 10 Aralık 1948 sabahı, elli yıl sonra kopartılan yaygarayla hiç ilgisi olmayan bir sessizlik içinde, Birleşmiş Milletler'i oluşturan ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 56 ülke temsilcileri Paris'te buluştu ve Chaillot Sarayı'nda yapılan genel kurul toplantısında, 'İnsan Hakları' bildirisini onayladılar. Hiçbir ülke, olumsuz oy kullanmadı. Sekizi çekimser kaldı, o kadar. SSCB, beş 'Halk Cumhuriyeti' ve Güney Afrika, insan haklarını evrensel düzeyde kabul etmenin iç işlerine karışmak olacağını savunarak, uzun süre 'egemen devlet' kavramı bahanesine sığındılar. Suudi Arabistan ise bildirinin 18. maddesini oluşturan 'din değiştirme hakkı'na muhalif ve dolayısıyla tüm bildiriye çekimser kalıyordu ama, aslında hiçbir maddesine uymak niyetinde değildi. Yarım yüzyıl sonra, BM'nin 195 üyesi var. Ve tüm üyeler, BM'nin sözüm ona temel değerler tüzüğünü oluşturan bildiri koşullarına sözüm ona uymak zorundalar. İnsan Hakları Bildirisi, oylanması sırasında çekimser kalan ülkelere uğur getirmedi. SSCB ve 'demokratik' halk cumhuriyetleri diye anılan komünist ülke rejimleri bildiğiniz gibi yerle bir oldu. Oylamadan hemen sonra 'apartheid' ilan eden Güney Afrika'da beyazlar, ırkçı rejimlerine veda etmek zorunda kaldılar. Suudi Arabistan ise, sanırım hiçbir özgür insanın doğup yaşamak istemeyeceği bir cehennemde, zebanilik görevini sürdürüyor.
Bu hafta Paris'te İnsan Hakları Bildirisi'nin
50. yıldönümünü kutlamakla geçti. Dünyanın her yanından hakları çiğnenenler ve varlıklarını insanların çiğnenen haklarını savunmaya adayan sivil toplum örgütleri bir araya geldiler. Peki ama İnsan Hakları yarım yüzyılda nereden nereye gelmişti? Örneğin topu topu 30 kalemden oluşan bildirinin birinci maddesi: 'Tüm insanlar özgür doğarlar, haysiyet ve hak açısından eşittirler. Akıl ve vicdanla donatılmış olup, birbirlerine kardeşçe davranmalıdırlar,' önerisi, devletlerden çok bireylerin bilincine hitap etmektedir. Siz sevgili okurlarım, çevrenizde bu maddeye uyan birkaç kişi tanıyor musunuz acaba? 5 ila 14 yaşları arasında 250 milyon çocuğun erişkin insanlardan daha çok ve daha ucuza çalıştırıldığı, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu ülkelerde, İnsan Hakları Bildirisi'nin, 'Kimse tutsak alınamaz ve hizmetle yükümlü kılınamaz. Esaret ve esir ticareti tüm biçimleriyle yasaktır,' yazan 3. maddesi, ne yazar ki?
Demem o ki, başta Türkiye, öyle ya da böyle tüm dünyanın sınıfta kaldığı İnsan Hakları yalnızca siyasal değil. Ancak bir avuç Hak İnsanı da mücadeleyi bırakmaya niyetli değil. İnsan Hakları'nın evrensel ölçüde uygulanması için 20 maddelik bir yaptırım projesi hazırlanıyor. Ayrıca BM, İnsan Hakları'nın 'biyogenetik' önünde nasıl savunulacağını tartışıyor. Örneğin, bilimin 21. yüzyılda ve son hızla yapay ortamda doğal insan uzvu üretmesi zaptı rapta alınmaya çalışılıyor. Birkaç yıl sonra, eskiyen insan uzuvları domuz karnında yetiştirilen yenileriyle değiştirilebilecek.
Acaba Müslüman ülke zenginleri, petrol şeyhleri, domuz gövdesinde üretilen karaciğerleri, kalpleri taktırmayıp ölmeye mi yatacaklar? Yarım yüzyıl önce 'din değiştirme' hakkına karşı çıkan Suudi Arabistan ve benzerlerinin organ nakline çekince koyup koymayacaklarını merak ediyorum doğrusu.