Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Va mı başka çaresi?

Radikal · 12 Aralık 1998

Kapalı ekonomiden canı sıkılan Türkiye, hava almak için kır gezisine çıkmış. Yürüdükçe hoşuna gitmiş, hoşuna gittikçe yürümüş. Çayırları bayırları dolaşmış, bazı alerjik ülkelerin krizden korkup uzaktan seyrettiği krizantemler toplamış, pür neşe buketler yapmış, şarkılar söylemiş, dağlar tepeler aşmış.

Gide gide bir uçurum kenarına gelmiş, yamacın bıçak gibi keskin sırtında sek sek oynamaya koyulmuş.

Oynadıkça zevklenmiş, zevklendikçe oynamış, derken... ayağı kayıp paldır küldür yuvarlanmış uçurumdan aşağı. Düşerken can havliyle, bir kuru köke tutunup, başlamış bağırmaya:

- Kimse yok muuu? Kimse yok muuu? İmdaat!

Sesinin umutsuzca yankılandığı gökyüzü, birdenbire kararmış, gürlemiş ve bulutların arasından bir çehre görünmüş. Hık demiş, Mesut Yılmaz'ın yumruk yemiş burnundan düşmüş bir portreymiş. Mesut'un biraz hımhım sesiyle: "Gel Türkiyem gel, gel seni kurtarayım!" demesine kalmadan, yine şimşekler çakmış ve bu kez, yumuk yumuk bulutlarda, sarmaş dolaş bir Tansu Çiller ve Recai Kutan tablosu belirmiş. Pamuksu ikili, bir ağızdan ve tatlı sesleriyle: "Gel canım, sen bize gel, bak nasıl güzel kurtarırız!" diye vaaz verirken, bir daha karışmış gökyüzü ve Bülent Ecevit, karga kanadı bıyıklarında horon tepen güzelim Türkçesiyle: "Bana da gelebilirdin, elimden geleni yapardım ama, galiba yapamayacağım!" demiş. Son bir gürültü patırtı arasında bu kez Süleyman Demirel'in heybetli mi heybetli başı görünmüş. İnsanın içine su serpen ulvi şivesiyle: "Sen babaya gel, babaya, yine babada iş var, gorkma!" diye seslenmiş.

Kuru kökün ucunda sallanan Türkiye, melul melul bir dibindeki uçuruma, bir tepesindeki kurtarıcı bulutlarına bakmış ve yeniden haykırmaya başlamış:

- Başka kimse yok muuu? Başka kimse yok muuu, imdaaat!"

Siz kendinizi, ben kendimi bildik bileli; Türkiye bir yaşına daha girer gibi krizlere girer ve ne yazık ki, kurtaracak başka kimse yok, başka kimse hiç olmadı, sevgili okurlar. Krizlerimiz de, krizantemlerimiz de hep aynı.

Peki hiç bozulmadı mı yirmi yıldır, Türkiye'nin kriz profili? Önden, arkadan ve yandan hiç değişiklik yok mu çizgisinde? Olmaz olur mu, elbette var: Yirmi yıl önce, ABD hapşırdığında Türkiye nezle olurdu. Şimdi Rusya grip olunca, biz çift taraflı zatürreeden yatıyoruz. Bitişik Rusya havaları hem daha yakın, hem daha soğuk, dolayısıyla daha tehlikeli. Rusya niye grip oldu, derseniz, inanılır gibi değil ama uzmanlar söylüyor, Suudi Arabistan yüzündenmiş. OPEC ülkelerinin başını çeken Suudiler, petrol rezervleri açısından kendilerine en yakın rakip, ancak üretim maliyetleri kendi maliyetlerinden daha pahalı olan Hazar ve Venezüella petrollerini zor durumda bırakmak için 'brüt petrol' fiyatını düşürme taktiği izlemiş. En başta, birinci geliri petrol olan Rusya'nın canına okunmuş tabii. Ancak Suudi Arabistan, üretimi çoğaltmak yoluyla elde ettiği fiyat düşüklüğünün bunca zaman süreceğini hesap etmemiş. Ve bugün, borsalarda çöken petrol fiyatları Suudi Arabistan dahil tüm OPEC ülkelerinin ekonomik dengelerini tehdit ediyor. Uzmanlara göre, önümüzdeki en büyük kriz Ortadoğu'da ve şimdikini aratacak gibiymiş. Fakat yeni krizi, petrolü olmayan ülkeler daha rahat atlatabileceklermiş.

Haydi hayırlısı diyelim. Tarihte ilk kez, 'olmayan' bir şey yüzünden, bir krizden daha ucuz kurtulabileceğiz belki. Darısı siyasal yokluğumuzun başına.