Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Şeytanlar ve cellatlar

Radikal · 14 Aralık 1998

Paris'in on ikinci bucağında, garip bir kitapçıydı. İçi, 'Gremlins' filminde, canavarlar doğuran o sevimli hayvancığın satın

alındığı çerçi dükkânını andırıyordu. Üstelik sahibi, filmdeki gibi Çinli, ancak genç ve güzel bir hanımdı. Çoğu ezoterik denilen gerçeküstü inançlara ilişkin eski kitapları karıştırırken, Henri Boguet imzalı 'Büyücülüğün İğrenç Söylemi' adlı bir yapıt buldum. Büyücü küfürleri, sihirli formüller yazılı sandığım kitabı, ne olur ne olmaz, bir gün işime yarar, korkutucu küfürler savurabilirim, bakarsın tutar ve sevmediğim birkaç kişiyi çarpabilirim umuduyla aldım ve hemen, oracıktaki Kızıl Baron'a sığınıp okumaya başladım. 'Le Baron Rouge', Paris'in en eski meyhanelerinden biridir. Tıpkı geçen yüzyıldaki gibi üst üste dizili şarap fıçıları süs değildir. Tüm mahalle halkı Kızıl Baron'dan şarap alır, boş şişeleriyle gelir, dolmalarını beklerken iki tek

atarlar. Kızıl Baron'un hem mahzen yanını seviyordum, hem de büyücü küfürleri öğrenmek için ideal ortam olduğunu düşünüyordum.

Meğer yanılmışım. Mahzende başlayıp, evde sabaha karşı bitirdiğim kitap, hiç de eğlenceli değildi. Kapağını kapattığımda, 'iğrenç söylem'in yazarın kendisine ait ve zavallı büyücülerin ne kadar zararsız ve talihsiz olduklarını anlamıştım.

Tarihe 'korkunç yargıç' diye geçen yazar Henri Boguet, 1596 ile 1616 yılları arasında bir sınır kentinde ağır ceza başyargıcıydı. 28 insanı büyücü diye önce kemiklerini kırdırmış, sonra yakarak idam ettirmişti. Saçtığı dehşet öylesine büyüktü ki, idam sayısıyla orantısız bir abartmayla: "Bin beş yüz infazlı yargıç" diye anılır olmuştu. Tarihçi Michelet, kendisinden: "Başka hiçbir yargıç böylesine kıyıcı olmadı. Boguet'nin adalet dağıttığı bölgede insan kalmadı," diye söz ediyordu.

Henri Boguet, kafayı 'şeytan'a takmıştı. Şeytanın emrinde büyücülük yaptığına inandığı insanların işkence altında verdikleri ifadelerden, 'şeytan ve büyücülükle mücadele' konulu üç kitap yazmıştı. İşte bunlardan biriydi benim aldığım ve ilk baskısı 1602 yılında yapılmış, ancak korkunç yargıç ölünce, saldığı namdan utanç duyan ailesi piyasadan toplayabildikleri tüm eserlerini yakmıştı. Dinsel sapkın diye tanımladığı kurbanları üstüne yazdığı sözümona inceleme ve vardığı kanılardan, kendisinin bir cinsel sapık olduğu anlaşılan Boguet için, mahkûmların her davranışı şeytani bir suçtu. İşkence altındaki insanların iniltilerini, şeytanın sesi; bayılma ya da ölüm öncesi sessizliklerini 'şeytanın suskunluğu' diye algılıyordu.

Aslında Boguet gibi cadı avcılarının temel varlık nedeni, bölgedeki zengin ve yerleşik toplumu, yoksul ve değişik kültürdeki göçmenlere karşı korumak, yani sınıfsal bir mücadeleydi. Toplumsal dengelerin, baskın sayıda göçmenler tarafından aleyhlerine bozulmasından korkan egemen bölge halkı; yeni gelenlerin farklı dillerini, törelerini, inançlarını, şarkılarını ve danslarını 'büyücülük' diye damgalayıp yargıçlara ihbar etmekte yarışmışlardı.

Ve bu kitaptan, çok şey öğrendim: Örneğin Batı tarihinde, İslamiyet sembolü ve bizim bayrağımızı da süsleyen 'hilal' biçimi ayın, şeytanın boynuzlarını simgelediğini. Bazı şeyleri açıklıyor değil mi? Bir de, 'kıç öpmek' âdeti, şeytana tapınmakmış. Çünkü 'arka yüz' diye anılan kaide, şeytanın çehresiymiş meğer. Günümüzde kimlerin hangi kaideleri öptüklerini gördükçe, doğrusu bu varsayım, inanmaya değer.