Türk Kellesi
Radikal · 19 Aralık 1998
Dün, Fransız Liberation Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Serge July, ABD'nin Irak saldırısı hakkındaki yorumuna şu tümceyle başlıyordu: "İnsanlık tarihinin en öldürücü oral seks ilişkisi..."
Aynı gazetenin usta çizeri Willem ise, sözsüz karikatüründe 'Made in USA' yazılı bir füzeye iki adet erkek hayası takmış, kravatını bağlayan Clinton'ın tepesinde uçuruyordu. Ancak karikatür öyle kurgulanmış ki, hayalar bir süre sonra Bill'in kellesinde patlayacak, belli. Sizin anlayacağınız, Fransız basını Irak bombardımanı konusunda tümüyle belden aşağı vuruyor. Benim de aklıma mebzul miktarda 'hayasızlık' gelmiyor değil. Ama madem Fransızlar belden aşağı düşünüyor, bir Türk gazetecisi olarak bendeniz terbiyemi bozmamaya ve çıtayı yükselterek belden yukarı, hatta baş düzeyine çıkarmaya karar verdim.
Fransızcada, günah keçisi yerine 'Tete de Turc', yani Türk Kellesi, derler. Rus yazar Mihail Bulgakov, deyimin Fransa Kralı 16. Louis zamanında ortaya çıktığını öne sürer. Ukala ve züppe 16. Louis, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kez Fransa'ya gönderdiği iki Türk elçiyi küçük düşürmek ve tepkilerini görmek için Versailles Sarayı'nın en muhteşem salonuna kapatıp, üç gün üç gece aç susuz beklettikten sonra, müthiş bir şaşaa içinde tüm saray erkânının hazır bulunduğu huzuruna kabul eder. Elçilerin perişan vaziyette ve şikâyetçi olacaklarını ummaktadır. Oysa bizimkiler hiç etkilenmez görünür ve çevrelerine bakmadan ilerler, kralın önünde diz çökmeden, yapılan muameleyi eleştirmeden, gözlerini ve başlarını bir an bile eğmeden, söyleyeceklerini çekinmeden söyler, verecekleri padişah betiğini verir, çeker giderler. 16. Louis bu onurlu ilgisizlik karşısında küplere biner. Moliere'e son ısmarladığı piyeste, Türklerle alay etmesini ister. Moliere tiyatrosundaki 'Mamamuşi' tipi böyle yaratılır ve o günden öteye, panayır yerlerinde yumruk vurularak güç denenen hacıyatmaz türü ağırlıklar, sarıklı Türk başı biçimini alır. Bugün ise, Türk Kellesi deyimi, ne yapsa ne etse yaranamayan şamar oğlanı, günah keçisi anlamında kullanılıyor. Örneğin Gunther Walraff'ın Almanya'daki Türk işçilerine reva görülen muameleyi eleştirdiği kitap, Fransızcaya bu başlıkla çevrilmiştir.
AB ile ilişkilerimizde, ne yapsak ne etsek yaranamadığımıza, Avrupalılar arasına alınmadığımıza bakarak Türk Kellesi statümüzün yüzyıllardır değişmediği söylenebilir. Ortadoğu'da ise Irak, artık ABD'nin Türk Kellesi. Ayağa kalksa vuruyor, diz çökse vuruyor. Bahane olsa da bombalıyor, olmasa da. Battling Bill'in kum torbası, Türk Kellesi, artık Saddam'ın
kafası. Ancak Saddam da, Türk elçilerin 16. Louis önündeki 'ilgisizlik' taktiğini güdüyor ABD'ye karşı. Uçaklar kalkıyor, iniyor, binlerce bomba binlerce hedef vuruyor Irak'ta ve Saddam, birkaç sivil hedef dışında hiçbir stratejik bölgenin yerle bir olmuş halini göstermiyor, basına açmıyor. Başka bir deyişle, 'Yapabildiğiniz sivil halk katliamından başka bir şey değil, gerçek hedeflerinize ulaşamıyorsunuz,' kanısını yaymaya çalışıyor. Çok da iyi ediyor ve zaten başka çaresi yok. Onca bomba sallayıp sonucunu göremeyen ABD'nin durumu, bana Jacques Lanzmann'nın öyküleştirdiği, gülünç bir psikoloji testini anımsatıyor: Dışkı çıkaran insan, geri dönüp marifetini göremezse, dengesi bozulurmuş. Bakalım ABD, Irak'a attığı bombaların marifetini CNN'de görmeden savaşmaya, ne kadar dayanacak?