İnsanlık ve domuzluk
Radikal · 26 Aralık 1998
Tek tanrılı üç dinden ikisi, İslamiyet ile Yahudiliğin 'murdar' damgasını yiyerek yenilmesi 'günah'
ilan edilen 'domuz', ne yazık ve ne gariptir ki, 'kimyası' insanoğluna en çok benzeyen hayvandır. Her iki tür de, memelidir. Her iki türün de çiftleşme zamanları yoktur, her ahval ve şeraitte birleşir ve yavrularlar. Tüp bebek uygulamasından önce en fazla 'beşi bir yerde' doğurmakla sınırlı insan dişileri, 'in vitro' döllenmenin icadından sonra 'dokuz doğurmak' olanağına kavuşarak, biyolojik yapısını domuzdan ayıran çizgilerden birini daha aşmıştır. İnsanı domuza yaklaştıran en önemli ortak özellik ise, elbette ki her iki türün de hem et, hem otobur olmalarıdır. Domuz, ne verilirse yer. İnsan ne bulursa.
21. yüzyılda ölümsüzlüğü arayan insanoğlu, kendisine müthiş benzerliğine rağmen 'akıl' düzeyinde sınıfta kalan domuzu, önümüzdeki yıllarda bir tür 'insan fabrikası' olarak işletecek. Günümüzde, organ nakli bekleyen 'alıcı' hasta sayısı, sağlam organ 'verici' ölü sayısından kat kat fazla. İnsanla domuz benzerliğini göz önüne alan bilim adamları, genetik anlamda müdahale edecekleri domuz gövdelerini, 'insan organı tarlası' gibi kullanacaklar. Örneğin insan gözlü domuzlar yetiştirilecek ve hasat zamanı gelince bu gözler oyulup, göz nakli bekleyen insan hastalara takılacak. Daha şimdiden, domuz gövdesinde insan karaciğeri geliştirmeyi başardılar. Bunları anlatırken kullandığım dil, size çiğ gelebilir.
Ama bilenler bilir, daha diplomatik bir ifade biçemi sonucu değiştirmeyecek ve yeni yüzyılda insan kulaklı, insan yürekli, insan mideli, ağızlı, burunlu domuzlar göreceğiz. Uygarlığın böylesi ve bilimin böyle ilerlemesi, benim gibi tutucuların tüylerini ürpertiyor, midesini kaldırıyor kuşkusuz. Ama çaresi yok. Gidiş bu gidiş. Ehlileştirdiği hayvanları yiyen insanoğlunun, kendisine en yakın canlı türünü organ fabrikası olarak seçmesi kaçınılmazdı. Üstelik, domuz bünyesini insan ömrünü uzatmak için kullanmanın, 'etik' bir gerekçesi var. Çünkü bilim, aslında 'insan' kopyalamasını da başaracak noktaya geldi. Yani nakil organ ihtiyacını, özel olarak hastanın kendisinden kopyalanacak 'insan' üzerinden de giderebilir. Hatta böylesi, duygusuz düşünecek olursak, kişinin kendi kimyasına daha uygun bir seçenek. Çünkü yeni organın vücut tarafından reddini sıfıra indiriyor. Ancak, insan yaşatmak için insan üretip öldürmek, 'şimdilik' insanoğlu ahlakına ters geliyor ve dünya devletleri, insan vücudunu insan organı tarlası gibi kullanmak yerine, ikinci sınıf memelilerden 'domuz'u kullanmayı yeğliyorlar.
Nereye kadar? Bilinmez. Çünkü gerek Müslümanlar, gerek Museviler, domuz vücudunda yetiştirilen insan organları konusunda, kuşkusuz ahlaki ve dinsel bir açmazla karşı karşıya kalacaklar. Eminim kimileri, domuzdan alınan bir karaciğeri taktırmak yerine, ölmeyi yeğleyecek. Ancak dünya çapında varsılların ve muhteris iktidar odaklarının, öyle kolay kolay ölmeyi kabulleneceklerini sanmıyorum. Belki de onlar, domuz organı taktırıp 'murdar' olmaktansa, insan kopyalatıp, bugün öldürmekle yetindiklerini, 'çiğnemeden' yutmayı tercih ederler. İşte o zaman domuzla insanı ayıran son çizgiyi de aşmış sayılır ve domuzlar gibi, ancak dolaylı yoldan, kendi etini yiyen tür olmak özelliğine kavuşarak, tarihteki aslımıza döneriz: Yamyamlığa.