Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Bizde böyledir ölüm

Radikal · 28 Aralık 1998

Çok sevdiği bilgisayarının önünde, gururla poz vermişti. Gömleği umutları gibi mavi, yüzü güzel, gönlü güzeldi. Henüz 21 yaşındaydı Hüseyin Renkli. Adam olmak, mühendis olmak için gecesini gündüzüne katmış, okullar bitirmiş, sınavlar kazanmış, ülkenin en büyük üniversitelerinden birine girmişti. İTÜ'nin İnşaat Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği üçüncü sınıfında okuyor, benim oğlum gibi yepyeni bir dünya hayalleri kuruyordu kuşkusuz. Nasıl kurmasındı ki? Yaşıtı 21. yüzyıla, genç, güçlü ve donanımlı giriyordu; yaşıtı yüzyılın tarihini o ve arkadaşları yazacaklardı. Bizim gibi eski yüzyıl kalıntıları değil. Sonra bir gece, 2000 yılına bir kala, şiddetli baş ağrılarıyla kaldırıldığı hastanede, doktorların istediği tomografiyi çektiremedi Hüseyin Renkli. Bir çift İtalyan ayakkabısı fiyatı bile olmayan 'tomografi'ye Çorumlu öğrenci harçlığı yetmemişti. Ertesi sabah, henüz umut vardı. Öğrencilerin sözümona sağlığını korumak için kurulan, sözümona ücretsiz Mediko Sosyal merkezine gitti. Mediko Sosyal'in donanımı neydi ki doktorların donanımı nasıl olacaktı? Sinüzit, dediler, nezle ilaçlarıyla gönderdiler genç öğrenciyi. Ancak baş ağrısı devam ediyordu. Bu kez sözümona devletin sözümona donanımlı bir hastanesine, Şişli Etfal'e götürdüler. Beyin kanaması olduğu tespit edildi ama anjiyo da gerekiyordu, oysa makine bozuktu. Neyi doğruydu ki bu devletin, hastanesi eğri olmayacaktı? Dayanamadı Hüseyin Renkli bunca yokluk, bilgisizlik ve bozukluğa. Zaten çok gecikilmişti. Komaya girdi ve öldü. Bir genç insan daha, üstelik bilgili ve aydın, 2000 yılını göremeyecekti.

Oysa Hüseyin Renkli'nin; bu devleti yarım yüzyıldır yöneten cumhurbaşkanlarından, başbakanlardan, parti başkanlarından ve milletvekillerinden çok daha fazla hakkı vardı 21. yüzyılı görmeye. Onun işlenmemiş günahları, düşülmemiş hataları, yapılmamış yanlışları vardı. Oysa eğer bu devletin bir Mediko Sosyal merkezinde doğru dürüst doktor yoksa, bir hastanesinde anjiyo makinesi bozuksa, özel hastanesinde insanlar 'parası yok' diye tomografi çekilmeden kapıya konuluyorsa, bu iğrenç düzenin sorumlusu, yarım yüzyıldır bu devletin başındaki kanserli urlardı. O urlar ki tek tek hepsinin, binlerce öğrencinin tomografisini çektirecek kadar parası vardı.

Yalnız birinin servetiyle, örneğin Tansu Çiller'inkiyle, Türkiye'nin bütün hastaneleri, Mediko Sosyal servisleri donatılabilirdi. Süleyman Demirel ailesinden birinin 'ihale' parasıyla, yokluk içindeki devlet doktorları daha iyi maaşlar alır, bir Turgut Özal oğlunun 'komisyonları'yla doktorları yetiştiren okullar donatılabilirdi. Liste çok uzundu çok ve en dürüst denilen politikacılar bile Hüseyin Renkli ve benzerlerinin ölümlerine neden olmak sorumluluğundan yakayı sıyıramıyorlardı. Türkiye'deki tüm adaletsizliklerde, eşitsizliklerde ve dramlarda ve trajedilerde, hepsinin fırça darbeleri vardı; bu karanlık tabloyu elbirliğiyle onlar boyamışlardı.

Ve bizler, açmadan solan goncalarımızla 2000 yılına, yine aynı kargaların rehberliğinde giriyoruz. Kimi kel kaldı, kimi seyrek tüylerini siyaha boyuyor, kimininki dökülmedi de sarılaştı, ama kafalar aynı ve hepsi fodul. Yakında yine karşımıza dikilecek ve bizden, bizi yeni yüzyıla, ikinci binliğe taşımak için oy isteyecekler. Biz vereceğiz, onlar alacak. Biz yitireceğiz, onlar kazanacak. Biz öleceğiz, onlar yaşayacak.