Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Hangi idam?

Radikal · 30 Aralık 1998

Diktatörlükle yönetilmeyen tüm devlet biçimlerinin en üst yargı kurumu, elbette anayasa mahkemesidir. Peki anayasa mahkemesi başkanı, yani devletin en üst yargı mercii suç işlerse ne olur? Ne olacağını ilk kez Fransa'da göreceğiz, çünkü parlak hukukçu, eski dışişleri bakanı ve halen Fransız Anayasa Mahkemesi Başkanı Roland Dumas hakkında iki kadın yargıcın başlattığı soruşturma sona erdi. Önümüzdeki günlerde Paris adliyesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanıp yargılanmayacağına karar verecek. Roland Dumas güzel güzel başkanlık yaparken, güzeller güzeli iki kadın yargıç, Eva Joly ve Laurence Vichnievski; Roland Dumas'nın dışişleri bakanlığı yaparken, metresi aracılığıyla dev petrol şirketi ELF'ten 'komisyon' aldığından kuşkulandılar. Metresin bu şirketten düzenli ve yüklü rüşvet yediğini kanıtladılar. Metresin, rüşvet parasıyla sevgilisi Dumas'ya 2000 dolarlık bir çift pabuç aldığını da buldular. Ancak Roland Dumas'nın doğrudan komisyon aldığını 'şimdilik' kanıtlayamadılar. Ama öyle çok araştırdılar ki, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın, örneğin vergi kaçırdığı falan ortaya çıktı. Fransa'nın pek başı ağrıdı. Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin bağımsızlığı gereği, Roland Dumas 'zırt' diye görevden alınamıyordu. Dumas da masumiyetini iddia ederek, istifaya yanaşmıyordu. Ancak, ülkenin en yasal olması gereken merciin başında 'şaibeli' birinin bulunması, yasallığı lekeliyordu. Şimdi herkes merakla bekliyor: Anayasa Mahkemesi Başkanı, Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak mı, yoksa yeterli delil bulunmadığı için dosya kapanacak mı?

Kesin olan, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı 'tutuklatmak' için uğraşan kadın yargıçlar Eva Joly ve Laurence Vichnievski ile kimsenin uğraşamadığı. Kimsenin iki yargıcı görevden alamadığı, yetkilerine dokunamadığı gerçeği. Soruşturma üç yıl sürdü ve Fransız adliyesinin 'demir leydisi' unvanını kazanan Eva Joly ile yardımcısı, ülkenin en büyük devlet şirketi Elf Aquitaine'in kellesini uçurdular, Dumas'nın metresini ve pek çok rüşvetçiyi tutukladılar.

Cumhuriyet rejimi ve demokratik sistemle yönetildiği iddia edilen Türkiye'de nasıl işliyor peki yargı? Anayasa Mahkemesi'nden yana bir skandalımız yok. Politikacılarımızı, Yüce Divan'a göndermeden aklıyoruz, dolayısıyla Yüce Divan'a gerek yok. Yargı sisteminin daha alt kademelerinde bir sıkıntı var. Örneğin yargıçlarımız, aldıkları düşük aylıklara karşın hala, geniş genelinde namuslular. Her gün 35-40 davaya bakıp, otobüsle gittikleri mahkemelerde, Mercedes'lerle, Range Rover'lerle gelen suçlulara adaletin kılıcını sallıyorlar; o kılıcın kestiği para cezalarını 'bahşiş' diye verip suç işlemeye devam edenlere karşın, hâlâ daha adiller, doğru karar vermeye çalışıyorlar. En başa çıkılmazları ise, onca tehdite, onca tayine ve görevden alınmaya rağmen yaramazlık etmeyi sürdüren 'cesurları'. Bunca sürgün, bunca süründürülmeye karşı hala yılmadılar. Hâlâ yok mafyaydı, yok çeteydi, yok katildi, yok hırsızdı,

diye uğraşıyorlar.

Hâlâ daha bu devlette, bağımsız yargının değil, yargısız infazın geçerli olduğunu, adaletin 'ortaya çıkarmak' değil, 'ortadan kaldırmak' olduğunu anlamadılar. Oysa infazcılar en iyi bunu biliyor ve bu ülkede gerektiğinde, bir battaniye bile 'yağlı ilmeğe' dönüşebiliyor. Sorarım size, Türkiye'de hangi idam cezasının kaldırılmasından söz ediliyor? 1976'dan beri kararı verilen ve infaz edilmeyen cezanın mı, yoksa ceza verilmeden infaz edilen idam kararlarının mı?