Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Kamus

Radikal · 4 Ocak 1999

Elimde tuttuğum kitap, tam 114 yıllık. 'Mihran' Bey tarafından, Babıâli Sok. 7 numaralı adresteki Mihran Matbaası'nda basıldığında, Mustafa Kemal Atatürk henüz 4 yaşındaymış. Saygıyla okşuyorum güzel deri kabını, ebruli gömleğini, hayranlıkla bakıyorum kaliteli baskısına, dizgisindeki özene, titizliğe...

Bu kitabı bana eniştem verdi. Enver Paşa'nın 'Turan'ı öteki Türklere anlatsınlar diye Orta Asya'ya gönderdiği dört haberciden biri, ilk milletvekillerimizden Nurullah Barkan'ın oğlu Tanaydın. Uslu durursanız, bir gün belki size arkadaşları Gobi çöllerinde telef olup kendisi sıtma nöbetleriyle takırdayan bir deri bir kemik, geri döndüğünde Cumhuriyet'i kurulmuş bulan Nurullah Bey'in macerasını anlatırım. Yaramazlık etmez ve beni severseniz, bir gün size sevgili eniştemin, hiç el değmeden ve çatal bıçakla portakal kabuğu soymayı bana nasıl asla öğretemediğini; hatta çok coşarsam, eniştemin ana tarafı Sadrazam Kamil Paşa torunlarının "Gidoorum, geloorum", diye konuşmalarını, birbirlerine "nonok, dodok" diye hitap etmelerini bile anlatabilirim!

Ama bugünkü konumuz... Şemsettin Sami Bey'in 'Kamus'u. Türk dilinin ilk ansiklopedicisi bu değerli insanı ve olağanüstü yapıtlarını herkes gibi ben de lise sıralarında duymuştum. İlk kez elime alıp, okuyorum. Osmanlıca imla ile yazılmış Türkçe sözcükleri, Fransız alfabesine göre telaffuzlarıyla kaydedip karşılıklarını Fransızca veren ansiklopedik sözlükte, yazar kendi adını CH.SAMYBEY FRASCHERY olarak geçirmiş ve bendeki kitap, ilk yapıtı olan Fransızca -Türkçe sözlüğün devamı. Hayretler içerisindeyim. Hiçbirimizin duymadığı, bilmediği, Arapça ve Farsçayla ilgisi olmayan özbeöz Türkçe sözcükler öğreniyorum. Şemsettin Sami Bey, kullanılmayan bu sözcüklerin bir gün gelip yeniden günlük dile yerleşebileceğini öngörüyor.

Tarih 2 Mart 1883, Türkiye Cumhuriyeti'nin Latin alfabesini kabulüne yarım yüzyıla yakın zaman var ve Şemsettin Sami Bey, Kamus'un Fransızca önsözünü yazıyor:

"Doğru telaffuzu sağlamak ve sadeleştirmek için Latin alfabesinden bir Türk alfabesi yapmak gerekir. Bir sözcüğün açık ve doğru telaffuzu, herhangi bir dilin basit ve kolay yazılışı, her işaret için tek ses ve her ses için tek işaret ile sağlanmalıdır. Bu anlayıştan yola çıkarak, Türkçe için bir Latin alfabesi yapılabilir mi? Evet, diyebilirim, çünkü Türkçenin doğru okunup yazılmak için ihtiyacı olan 30 harf, Latin alfabesinde mevcuttur. Bu sözlüğün ilk müsveddesi, böyle bir alfabe ile yazılmıştı. Ancak müsveddeyi görenlerin attıkları çığlıklar, bize sözlüğümüzü okumak için yeniden okula gidilip, yeni yeni alfabeler öğrenilemeyeceğini öğretti. Beni böyle bir alfabe yapmaya iten mantık öylesine güçlüydü ki, öngördüğüm muhalefete karşı direnmekte kararlıydım. Ancak yayımcının çıkarları yazarın kaprisini değil, okurun zevkini izlemek yönünde olduğundan, tüm eksikliklerine karşı Bianchi ve diğer Fransız dil uzmanlarının yöntemlerini izlemek zorunda kaldım..."

Aslı daha uzun olan bu önsözü ve alabildiğine zengin kelime haznesini okuduktan sonra, genç Mustafa Kemal'in yarım yüzyıl ilerde yürürlüğe koyacağı Latin alfabesini, Türkçe özleşmeyi nasıl düşünmeye başladığı açık değil mi? Peki ama 1880'lerde Şemsettin Sami'si olan Türkçenin 1999'da niye bir dil kurumu, bir dil akademisi yok? Niçin, hangi hakla dağıtıldı TDK ve nadasa ve yozlaşmaya bırakıldı bu güzelim dil?