Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Müslüman demokrasi ve merkez sağ

Radikal · 8 Ocak 1999

Türkiye'nin ne kuş, ne deve, olsa olsa 'kuşbaşı deve oturtması' diye nitelenebilecek politika tenceresinde, ANAP ile DYP'ye niçin 'merkez sağ' partileri denildiğini bir türlü anlayamamışımdır. Merkezin dışına taşan aşırı sağ partiler olarak MHP ve FP'yi ölçü alırsak, bu iki partideki ögelerin aynısına ANAP ile DYP'de de rastlanmaktadır. Aşırı dinci ve Bozkurt eskilerinin büyük bir bölümünü ANAP ve DYP barındırırken, FP'nin kalktığı son atakla bir sürü müstafi merkez sağcıyı saflarına katması bu üç partiyi aslında aynı çatı altına sokmakta, 'Hayır, biz onlardan değiliz!' ya da 'Onlar bizden değiller!' söylemini yapay, sanal ve oral, yani laklaktan ibaret bir farka indirgemektedir. Bugünkü MHP dahil sağ partilere gerçek ve evrensel politika felsefesi gözlüğünden bakıldığında, bütün bu kuruluşların arasında yalnızca doldurulmayan bir boşluk farkı vardır, o kadar. Hepsi, 'Elhamdülillah Müslümanız!'dırlar, hepsi namaz kılıp, tutsunlar tutmasınlar oruç açmaktadırlar; hiçbiri demokrasinin burnundan kıl aldırmamakta ve günün mönüsüne göre kafa kıllarını türbanla kapatmaktan yanadırlar. Akıllarına geldi mi, yoksa gelemiyor mu bilmiyorum, aslında bu üç partinin tanımı da 'Müslüman Demokrat'tır. Ötekinin az demokrat çok Müslüman, berikinin çok demokrat az Müslüman görünüşü gerçeği değiştirmez. Tabanları aynıdır ve sözüm ona farklılıkları yalnızca tavandaki çatı, yani lider kadrosundan kaynaklanmaktadır.

DSP ile CHP'nin 'sosyal demokrat'lığı da aynı oranda su götüren bir pilavdır. Bir o yandan, bir bu yandan su ala ala, bir türlü lapalıktan kurtulamamaktadır. Söylemlerine katmadıkları 'Müslüman' tuzunun ve yolsuzluklara daha az bulaşmışlıklarının haricinde, ne ekonomi, ne sosyal, ne de politikada ayrılmadıkları 'sağ' partilerin kuyruğuna takılıp gitmekte ve hiçbir temel farklılık gösterememektedirler. Bence Türkiye'deki gerçek 'merkez sağ', aslında sosyal demokrat denilen bu partiler tarafından temsil edilmektedir ve bu tanım kabul edildiği zaman, Türkiye'nin siyasal yelpazesi doğru açıldı sayılır.

Bir yanda 'Müslüman Demokrat'lar, öte yanda 'Merkez Sağ'.

Ülkemiz, son yarım yüzyıldır 'Müslüman demokrasi'nin iktidarda, 'merkez sağ'ın ise iktidara daima bu kanatla ortak gelip, geniş genelinde muhalefette kaldığı bir sistemle yönetilmektedir. Yani bizler, elli yıldır davulcunun şahidi zurnacı olan bir orkestranın parlamenter konserini dinliyoruz. Üstelik orkestramızın akortları bozuk ve repertuvarı aynı. Repetuvarın iyice kafa ütülediği notalara varınca, bir darbe oluyor ve akort ayarlaması yapılıyor. Ancak enstrümanlar değişmiyor ve yine aynı orkestra, yine aynı parçayı, yine aynı akortsuzlukla çalmaya devam ediyor.

Neden bu orkestrayı değiştiremiyoruz? Repertuvarı yenileyemediğimiz için. Repertuvarı niye değiştiremiyoruz? Orkestrayı yenileyemediğimiz için. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan derken, işte şimdi yine söylemde 'sosyal demokrat' aslında 'merkez sağ' bir partinin, söylemde 'merkez sağ' aslında 'Müslüman demokrat' partilerle çıkaracağı bir hükümetle karşı karşıyayız. Demek ki Türkiye'nin eksiği, merkez sağ ve Müslüman demokrat kanatların karşısına gerçekten 'sosyal demokrat' ya da 'sol' kuruluş koyamamasıdır. Terazinin ibresi hep sağda ve dengeleyecek hiçbir ağırlık yok karşısında.

Böyle bir denge isteyen var mı peki Türkiye'de? Sanmıyorum. Çünkü denge, demokrasi demektir. Oysa bizde demokrat denilen partiler bile lider sultasında.