Vatan... yahut Silifke
Radikal · 9 Ocak 1999
Hepimizin belli sözcükler karşısında şematik çağrışımları vardır ya, işte 'vatan' kelimesi de nedense bana 'Silistre'yi çağrıştırır. Birisi vatan mı dedi? Hemen yapıştırmak gelir içimden: 'Yahut Silistre!' Oysa Namık Kemal'in oyununu çok gençken okumama rağmen biraz acemice bulmuştum, aklımda kalan hiçbir tümcesi yoktur, ama adını hiç unutmadım ve Silistre sözcüğü benim için sanki vatanın bir parçası. Aynı şematik çağrışım sistemi içerisinde, 'yoğurt' deyince de Silifke aklıma gelir ve gelmekle kalmaz, kafamda kaşıklar takmış, şıkır şıkır oynayan insan imgeleri belirir.
Dün sabah her zamankinden biraz daha çatlak mı uyandım nedir, Tansu Çiller denilen parti liderinin, bu vatanın son çeyrek yüzyılda gördüğü ve denediği çok az sayıda düzgün üç bakanın kellesini istediği haberini okuyunca, bağıra bağıra türkü çığırmaya başlamışım: 'Silifke'nin yoğurdu, ah seni kimler doğurdu, seni doğuran ana...' Gerisini gerçekçi bir yorumla tamamladığım için, zar zor susturdular. Çünkü hakaretten ağır cezalıktı.
Tansu Çiller, inanılmazı yine başarmış, utanmazlık perdesini bir kez daha aşmış, Hikmet Uluğbay, Zekeriya Temizel ve Hasan Denizkurdu'nun yeni hükümette yer almamasını koşul koymuştu Bülent Ecevit'e. Hikmet Uluğbay, ülkenin temelini oluşturan milli eğitimde, dinci ve gerici kadrolaşmayı durduran, yıllardan beri gereken reformları başaran adamdı. Zekeriya Temizel, bu ülkede uzun yıllardır süren talanı önlemeye çalışan, yasaları ilk kez talancıların üstüne geçiren kişiydi. Hasan Denizkurdu ise, şimdiye dek gelmiş geçmiş en iyi adalet bakanı ve hepimize 'belki bir şeyler düzelecek' umudunu aşılayan insan. Her üç bakanın en önemli özelliği; çürük, yoz, yeteneksiz, çıkarcı ve toplumun artık iğrendiği kirli politikacılar arasından sıyrılarak, insanların saygısını kazanmış olmaları ve hepimize: "Yahu böyle adamlar da varmış!" dedirtmeleriydi.
Tansu Çiller'i, bu üç bakanın kellesini istemesi dolayısıyla 'vatan haini' olmakla suçluyorum. Demek ki Tansu Hanım, bu vatanın okullarında, ilerde şeriatı getirecek kadrolaşmayı savunuyor. Demek ki Tansu Hanım, bu vatanın iliğini kemiğini sömüren vergi kaçakçılığının, ekonomik talanın devamını istiyor. Demek ki Tansu Hanım, bu vatanda adaleti atıl sürdürmek ve insan haklarını gömmek istiyor. Çünkü Uluğbay, Temizel ve Denizkurdu'nun düzeltmeye çalıştıkları işte bunlardı. Demek ki Tansu Hanım, Türkiye'nin çıkarlarını sabote etmek ya da kendi yanlış deyimiyle 'Türkiye'ye suikast' yapmakla görevli!
Eğer hükümeti kuracak 'merkez sağ' lideri Bülent Ecevit, Tansu Hanım'ın şantajına boyun eğerse, bugüne değin bir türlü anlamadığımız ders kafamıza dank edecek: Demek ki halkın beğenip tuttuğu bakan olmak hiçbir değer taşımıyor. Demek ki halkın seçimi demek olan demokrasi, yok bu ülkede. Ve toplumun iradesi hiçe sayılıyor.
Ecevit, ozanlığı hoş, Türkçesi doğru ve cebi dürüst bir politikacıdır. Ancak bugün başımıza bela olan Kıbrıs sorununun önemli ölçüde mimarı ve Türkiye'nin AB sürecini durdurarak, bugün alınmamamızla sonuçlanan senaryonun başyazarıdır. Şimdi siyasal yaşamının bence en büyük sınavıyla karşı karşıya. Eğer bu ülkenin çıkardığı en iyi son üç politikacıyı harcarsa, kendisinin de vatana Tansu Hanım kadar kötülük ettiğini ARTIK iyice anlayacağız. Ecevit, Silistre'yi mi savunuyor, yoksa Silifke'nin yoğurdunu mu oynuyor; yakında göreceğiz.