Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Başöğürtüsü

Radikal · 13 Ocak 1999

Zaman köprüsünün altından akan yakın tarihimize baktıkça, 'komünizm' ile Müslüman 'irtica'yı pek birbirine benzetiyorum. Sosyalizm ile İslamiyet, toplumsal alanda ortaya çıktıkları dönemlerin düzeninde devrim yapmış; hiyerarşileri altüst, kastları yok eden, insanları 'eşit' gören bir düşünceden yola çıkmışlardı. Biri kişisel varlığa ve varsıllığa izin vermiyordu, diğeri Tanrı katında varsıl ile yoksulu aynı kefeye koyarak eşitlik sağlıyordu. Komünist rejimler, sosyalizmi öldüremeseler bile gömdüler. İrtica ise, gerçek İslamiyet'in hakkından gelmek üzere. Çünkü iki ideoloji de temel yapılarına ihanet ve zaman içinde faşizan yöntemler kullanarak 'totaliter' rejimlere dönüştüler. Totaliter sosyalizme 'komünizm', totaliter İslam'a 'şeriat' dendi. Ve her ikisi de, sözümona toplumun hayrına ve her iki anlamda 'hak' adına, özgürlüğü yok ettiler. Niçin?

Çünkü özgür bırakılan insanların, bir gün mutlaka gerçek eşitliğin 'fırsat eşitliği'nden ibaret olduğunu düşüneceğini ve gerek komünist, gerekse İslami şeriat rejim dogmalarına karşı çıkarak mücadele edeceğini anlamışlardı. Birkaç yüzyıl arayla kullandıkları yöntem aynıydı: yasak ve baskı.

Kuran'da, tek bir kez ve Ahzap suresinde geçen ve göğüs dekoltesini örtmeye yarayan 'cilbab' adlı bez parçasının yozlaştırılarak bugünkü kara çarşaf ve sıkmabaşa dönüştürülmesi, İslami şeriatın kadın ile erkek arasındaki fırsat eşitliğini engellemek için uydurduğu yalancı dolma, bir yalan doğmadır. Örtünmeyle birlikte kadın, sakınılması ve kaçınılması gereken bir günah potansiyeli haline getirilmekte, önce buna kendisi inandırılmakta ve eğitimde fırsat eşitliği verildiği zaman erkekten daha başarılı olsa bile, yönetim hiyerarşisi içinde erkeğin önüne geçmemesi sağlanmaktadır. Örneğin, gerek Türkiye, gerekse Avrupa'da 'kapanmak' için çenesi açılan, dişe diş mücadele eden, başörtüsünü, çarşafını ya da türbanını savunan kadının; erkeklerin üstüne çıkacağı imamlık, parti liderliği, kurum başkanlığı gibi rollere soyunmak, aklına bile gelmemektedir. Dolayısıyla özgürlük yoksunluğu, eşitlik kavramını da bu kadınların beyninden silip atmakta; üstelik minicik yaşta bağlanan başlarıyla böyle bir eşitliğe hakları olmadığına koşullanmaktadırlar. Kadın, dünyaya kadın bedeniyle gelişini örtüp kapatmakla, zaten öz varlığının 'günah' olduğunu kabullenmiş, ikinci sınıf insan bilinci içindedir.

İşte bu yüzden, çocuk ya da kızların henüz yeterince bilgiyle donatılmamış başlarını, özgür düşünceyi öğrenmeden dogmalara tutsak eden örtülere karşı çıkmalıyız. Özgürlüğün ne olduğunu anladıktan sonra yine yasakları seçerse, kendi bileceği iştir. Ama laik eğitimin görevi, ona bu fırsat eşitliğini tanımak ve seçim özgürlüğünü vermektir.

Şeriatçıların, 'Hıristiyan Avrupa türbana izin veriyor, Türkiye vermiyor!' yalanı, geçen hafta Fransa'da iki Türk kızının başörtüsü yüzünden greve giden okul öğretmenleri, öğretmen sendikalarının türbana karşı yaptıkları gösteri yürüyüşleriyle ortaya çıktı. Şimdi bu kızlar, ilk aşamada teknoloji ve kültür fizik derslerine başı açık girmek zorundalar. Bu derslerde başlarını açmazlarsa, okuldan atılacaklar. Ve size söyleyebilirim ki, önümüzdeki yıllarda en azından Fransa'nın Müslüman öğrencilerin baş örtmesine karşı tutumu, giderek sertleşecek. Çünkü onlar, sosyalist iktidara rağmen, kapalı başların özgür düşünceye hiçbir zaman ve anlamda 'açık' olamayacağını anladılar. Darısı bizim baş örtülerinden, baş öğürtüsü üretenlere.