Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Hayvanlar ve kadınlar

Radikal · 15 Ocak 1999

Her kadının görünüşüne yönelik aldığı sürü sepet iltifat arasında, unutamadığı 'biri' vardır. Ben bu 'bir' iltifatla çok övünürüm, çünkü Melih Cevdet Anday imzasını ve bir öğreti taşır. Kendisi belki anımsamıyordur, usta edebiyatçımızla 1980 yılında Paris'te tanıştım. Beni süzdü süzdü, "İnsanca bakan gözlerin var," dedi ve ekledi: "Neden biliyor musun?" Suratımda zevkten dört köşe bir ifade, hayır anlamında salladım başımı. "Çünkü iki gözünün arasındaki açı geniş. Bu açının darlığı, maymunluğa işarettir!"

O gün bugündür, iki gözünün arası açık pek çok hayvan tanımama rağmen, elimde değil, her çift gözü önce Melih Cevdet Anday'ın pergeliyle ölçer, sahibi maymunluktan insanlığa geçiş evriminde kaç derece kat etmiş diye bakarım. Örneğin Apo dedikleri Kürt çeteci, saçı sakalı kesilmese, o kıllar, o gözler ve o kafatasıyla rahatlıkla goril sanılabilir. Hatta şimdi aklıma geldi, sığınacak yer arayan Apo, çenesini tutarsa bence bir hayvanat bahçesinde huzur bulur ve

iri maymunlar kafesine pek yakışır!

Gencecik yedi insanın katili ve itiraf etmediği pek çok cinayetin faili Haluk Kırcı'nın kellesini görür görmez, "Hah," dedim kendi kendime, "Al sana bir orangutan daha!" Eminim aranızda pek çok kişi, aynı benzetmeyi yapmıştır. Haluk Kırcı, tüm yüz ölçüleriyle prototip bir orangutanın tıraşlısı. Vaktiyle yandaşları da böyle düşünmüşler ki, 'İdi Amin' demişler kendisine. İdi Amin, siyasal rakiplerini öldürdükten sonra yediği gerekçesiyle 'yamyamlık'la da suçlanmıştı. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir KingKong türüydü. Haluk Kırcı ise, belki 70'li yıllarda KingKong'du. Kanlarını içip etlerini yedi mi bilmiyorum ama, avladığı gencecik solcuları kılsız maymun pençeleriyle boğup parçalarken müthiş zevk aldığı kesin. Şimdi gerdanı göğsünde, göbeği dizinde köse bir orangutan eskisi.

Orangutanlar da aile düzeninde yaşarlar ve dişiler bir an sırtını dönse, ilerde kendilerine rakip olabilecek erkek yavruları boğarlar. Dişiler, bir an sırtını dönse, diyorum. Çünkü ana orangutanlar, erkeklerindeki katil içgüdüsünü bilir ve kendilerinin olmayan yavrulara da mukayyet olurlar. Galiba gerçek orangutanlar ve goriller ve maymunlar ve vahşi hayvanlarla, onlara benzeyen insanların dişileri arasındaki fark burada.

Bir insan dişisi, bir kadın, Haluk Kırcı örneğinde olduğu gibi cinayetlerinden kitap yapmış, birini boğdum, ötekini vurdum, berikini parçaladım, yol kenarına attım, diye anlatmış bir erkekle nasıl aynı yatağa girer, bu adamdan nasıl çocuk yapar, nasıl bir yaşam paylaşır? Kocalarının kanlı katil, hırsız, uğursuz olduğunu bilen insan dişilerine ne kadar 'kadın' denilebilir? Bu kadınların babaları da mı böyleydi? 'Erkektir, öldürür, çalar, çırpar!' diye cinayeti ve suçu doğanın gereği kabul eden bir vahşi hayvanlık öğretisiyle mi büyüdüler? Yoksa cani kocaların eve getirdiği para mı önemliydi yalnız onlar için?

Çok merak ediyorum, konuşmayı reddeden Haluk Kırcı'nın karısı hakkında bir soruşturma açıldı mı? Bu kadın, cani kocasının kitabını okuduktan sonra ve arandığını bile bile kendisine yataklık etmekle, 'suç ortaklığı' yapmış sayılmaz mı? Çatlı, Kırcı, Yeşil ve suçlulukları kanıtlanmış daha pek çok mafya tetikçisinin karıları hakkında canilere kucak açmış olmak ve 'işbirliği'nden kovuşturma açıldı mı? Haluk Kırcı konuşmayı reddediyormuş. Karısının sıkı bir ifadesini alsanıza beyler! Dişisi sorgulanırsa, belki orangutan da konuşur...