Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Kantarın topuzu

Radikal · 16 Ocak 1999

Üniversitede okuduğum yıllarda zekâ testleri pek modaydı. Oysa aynı yıllarda, hocamız Prof.Nurettin Şazi Kösemihal yönetimindeki deneysel sosyoloji derslerinde, "ABD sokaklarının üstün zekalı evsizler, serseriler ve dışlanmışlarla dolu," olduğunu öğreniyorduk. Yani IQ'su 140'ı geçen ve 160'lara vuran herkes, Einstein olmuyordu. Tam tersine. İçinde yaşadıkları topluma uyum sağlayamayan bu insanların geniş geneli içine kapanıyor, çevresiyle birlikte yaşamayı reddediyor ve ruhsal dengelerini yitirerek yok olup gidiyorlardı. Bu saptamayı, sevgili profesörümüz Macit Gökberk'ten edindiğimiz felsefe ve mantıkla birleştirerek, konuyla ilgili kişisel bir yorum geliştirmiştim: Zekâ, kakao çekirdeği gibi bir şeydi. Ama safı pek acı olup yenilmezdi. Çikolatanın kalitesini nasıl içine katılan yağ, şeker ve işleniş biçimi belirliyorsa, bilgi ve terbiyeyle eğitilmeyen saf zekânın üstün ya da düşük oluşu hiçbir önem taşımıyordu.

Son zamanlarda, Türkiye'de üstün zekâdan geçilmiyor. Tarlalarımızda üstün zekâlı işadamları bol yetişiyor. Nedense bugünlerde iflas eden edene. Ancak

o kadar zekiler ki, iflas eden bankalarını devlete devredip, bize ödetiyorlar. Evlerimizde ise, düpedüz şımarık çocuklara, artık 'üstün zekâlı' deniyor. Ali kıran baş kesen, bütün ailenin canına okuyan çocuk, disiplin ve otorite eksikliğinden serseri mayın gibi kayıp gidiyor, ana babanın aklına: "Yahu bu çocuğu galiba şımarttık!" demek gelmiyor. Üstün zekâlıdır, ne yapsa haklıdır mantığıyla, yaşamın şamar üstüne şamar atacağı, donanımsız ve zavallı gençler yetiştiriliyor. Kantarın topuzu öyle kaçtı ki, ölçüsüzlüğü toplumun her katına, her alana taşıdık. Terbiyesizlik ve şımarıklıktan muzdarip son uluslararası kahramanımız, Almanya'nın tekrar tekrar yaptığı hırsızlık ve dayakçılık suçlarından sınır dışı ettiği Muhlis Arı. Kuşkusuz çapsız bir ailenin veremediği görgü ve eğitimin kurbanı Muhlis'i, işlediği 'suç'larla şöhret olduğu için, Türkiye'ye gelir gelmez DJ yaptık. Dün, çalıştığı Kral TV'den bilgisayar çaldığı gerekçesiyle yeniden karakolluk olunca, Muhlis'e değil ama, Kral TV'ye "Oh olsun!" dedim. Hatta bu medyatik zekâ ve anlayışla, Muhlis Arı'nın serbest bırakılır bırakılmaz Kral TV'ye genel müdür yapılmasını öneririm. Eğrinin ve doğrunun gösterilmesi, yani toplumsal anlamda tedavisi gereken, kuşkusuz üstün zekâlı (!) bir çocuğu 'star' yapanlara, böyle bir yönetici yakışır ancak!

Üstün sanılan geri zekâlı şımarıkların 'adam' diye sunulduğu ülkemizde, gerçekten akıllı, gerçekten pırıl pırıl bir insan, İTÜ öğrencisi Hüseyin Renkli'nin parası olmadığı için çektiremediği tomografi yüzünden

ölümünü anımsarsınız. Başarılı ama yoksul öğrencilere burs veren, bir avuç idealistin çalıştığı ÇYDD yönetim kurulundan bir Internet mesajı aldım. Genç fidanlara kısıtlı olanaklarıyla yaptıkları yardımları, Hüseyin'e nasıl hayran kaldıklarını ve kasalarında olmayan bir bursu bulup buluşturup verdiklerini, ölümüne nasıl yandıklarını anlatıyordu. Hüngür hüngür ağladım. ÇYDD, yitirdiği öğrencisi Hüseyin Renkli adına bir burs fonu oluşturuyor. Bu ülkenin yeteneksiz ve terbiyesiz insanlara değil, yaşatılan ve eğitilen Hüseyin'lere ihtiyacı olduğuna inanan herkesi, karınca kararınca, Türkiye İş Bankası Yeniköy Şubesi, Hüseyin Renkli adına ve 126203 No'lu hesaba para yatırarak, henüz sağ olan ve desteği hak eden gençlere yardıma çağırıyorum.