Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Son çalıkuşları

Radikal · 17 Ocak 1999

Harbiye'de, çatık kaşlı mimarisiyle karşısındaki askeri müzeye rakip, NDS armalı o kız kışlasının önünde durunca taksi, içim bir tuhaflaştı. Bir yıl boyunca Tarabya'daki beyaz köşkün, yedi yıl boyunca da bu kışlanın yeşil renkli demir kapısından geri geri giden ayaklarla girmiştim. Belli belirsiz, 'Buradan sağ çıkabilecek miyim?' korkusunu içeren duyguyu, 29 yıl sonra bir kez daha bastırarak, binlerce yılda aşınmayacak kadar yüksek ve kalın mermer eşikten atladım... ve bildim bileli mutlaka şişko bir dulun bulunup konulduğu kapıcı kulübesi 'la loge' ile burun buruna geldim. Aslında her şey değişmişti, gri duvarlar pembeleşmişti, zaten öğrenciler de kız ve erkek, yani çoktan olması gerektiği gibi karışmış, uygar, hoşgörülü bir okul olup çıkmıştı NDS.

Ama bu NDS, bizim okuduğumuz Notre Dame De Sion değildi ve isteyen darılıp, istemeyen gücensin; 1962 yılından öteye bu okula girenler, benim indimde gerçek NDS GAZİLERİ değildirler. Çünkü 1962 yılında Fransız Kız Lisesi, son 'leyli'lerini aldı. O yatılılar son kez, bir yıl Tarabya'daki Hubert Köşkü'nde okudular. Miniciktiler. Yabancı okulların tüm sınavlarını kazanmış, Ankara'dan, Diyarbakır'dan, Adana'dan, Sinop'tan geliyorlardı. Buz gibi ve karanlık yatakhanelerdeki çocuk hıçkırıklarını, kokularını özlediklerini analarının kapladığı yorganlar altında boğuyorlardı. Çünkü Sörler duyarsa, severler mi söverler mi, belli değildi. O yıl, Hubert Köşkü bahçesinin iki sevgili köpeği, erkek Vikont ve dişi Leydi, kuduruverdiler. Köpekler kuduzdan ölünce, tüm Hubert Köşkü öğrencilerini iğne için, her Allahın günü kuduz hastanesine taşımak gerekti. Hürriyet gazetesi 'Notre Dame De Sion'lu kızlar kudurdu!' diye başlık attı tabii ki. Aynı yıl, Türkiye'de müthiş soğuklar oldu ve okullar ve yollar kapandı. Ankaralı NDS'liler, minikler ablaların gözetiminde, iki gün boyunca İstanbul-Ankara ekspresinde mahsur kalıp, köylüler tarafından beslendiler. Aynı yıl aramızda bulunan Emirhan arkadaşımız, kısa süre sonra İstanbul Boğazı'nı geçen ilk kız yüzücü unvanını kazandı! Antrenörü kendisine: "Ya Boğazı geçeceksin, ya NDS'ye devam edeceksin!" demişti kuşkusuz. Yine Hubert Köşkü'ndeki bir yıllık eğitimden sonra havlu atan Güher ve Süher Pekinel, NDS'den kaçmak için Almanya'ya kadar koşup dünyaca ünlü piyanist oldular.

NDS'li geçinen pek çok hanım kızımızı kızdıracağımı biliyorum, ama umurumda değil. Tıpkı 1962'den sonrakiler gibi; önce Notre Dame De Sion'un o korkunç sınavını kazanamamış; Saint Pulcherie, Saint Benoit gibi orta halli okullara kapılanıp, ancak ortaokul sonunda ve çok çok çok çalışıp, yalnızca üç yıllık lise eğitimi için bizim okula kapağı atabilmişleri de NDS'li saymıyorum ben! Evet, bu konuda kibirli ve züppeyim: Son, gerçek, katıksız ve aslına uygun NDS kuşağının, son çalıkuşlarının, kendi sınıfım ve sekiz yıl kader birliği yaptığımız yatılı arkadaşlarım olduğunu düşünüyorum! 29 yıl arayla, NDS'de gerçekten her şey değişmişti. Kapıcısı hariç. Girişteki kulübeye, yine şişko ve yine (kalıbımı basarım, genç yaşta dul kaldığı için) sinirleri bozuk bir cadaloz bulup oturtmuşlardı. Artık öğrenci değil, 'davetli' olmanın verdiği cüretle, biri bendeniz, NDS'li yazarların buluşacağı kütüphaneye girmek üzere bildiğim yola daldım. Kapıcı madam: "Buradan geçiş yok!" diye havladı. Tıpkı eski zamanlardaki gibi. Hiç olmazsa bu değişmemişti. NDS'nin kapıcı madamı hep havlıyordu! Gözlerim minnetle yaşardı. Devamı yarına...