Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Kırmızı dudaklar

Radikal · 18 Ocak 1999

Benim karabasanlarım, merdivenlerdir. Soluk soluğa çıktığım, soluk soluğa indiğim, kilitli kapılara açılan, dört dönüp ucu bulunmayan, sonu olmayan merdivenler. Karanlık ve gıcırtılı koridorları, işkence odaları gibi birbirine bağlayan, Notre Dame De Sion lisesi merdivenleri. Zaman, sivrilikleri törpüler, yaraları sarar, derler. Benim için öyle olmadı. Sekiz yıl boyunca dayandığım, kabullendiğim ve uyduğum eğitim sisteminin ne denli acımasız olduğunu, içinde yaşarken anlamadım. Tam tersine, NDS geçmişe doğru uzaklaştıkça kavradım sistemin sadizmini. Hürriyet gazetesinin dizi editörü Emel Armutçu, geçen hafta bu okulun 143. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yazdığı bence mükemmel tarihçede, bu sadizmin ipuçlarını verdi diye, yeni NDS'lilerden almadığı eleştiri, duymadığı hakaret kalmamış. Emel'in başına gelenleri öğrenince, acı acı gülümsedim. Geçmişini reddetmek, galiba bizim toplumsal alışkanlığımız. Şimdilerde ne yazık ki kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olan yeni NDS'in, eski zebella atasıyla hiç ilgisi olmayan, çağdaş, düzeyli, okulu öğrencilere sevdiren bir eğitim yaptığını ben de biliyorum. Artık NDS'in, herhangi bir yabancı dil eğitimi veren özel okuldan farkı yok. Çünkü artık RAHİBELERİ yok. Oysa bizim anlatacak çok şeyimiz, rahibelerimiz vardı ve artık o okuldan bizler kadar yaşamın her türlü acısına dayanıklı, bizler kadar dirençli ölmez otlarının çıkmasına ne olanak, ne de gerek var.

NDS'in son çalıkuşları, son yatılıları 32 küçük kızdılar ve lise son sınıfa yıl yitirmeden yalnızca 7'si varabildiler. Böylesine bir kıyma makinesinden geçen insanlar, dağları taşları delmez mi?

Delmişler elbette. İki kıvırcık kuzumdan Emel, artık profesör doktor. Diğeri Meral'e 'Prof. Dr.'lik yetmemiş, dekan olup çıkmış başımıza! Sarışın bombamız Nesrin, Organik Kimya AR -GE sorumlusu; Zeynep, bildiğimiz Atikkan, Ayşe, Rana ve bendeniz feleğin çemberinden geçmişiz ve yaşlarımız henüz '4'le başlıyor, daha bebek (!) sayılırız, önümüzdeki yirmi yılda kimbilir neler yapacağız! Diplomat ablalarımız Feryal ve Beyza dışarıda biz içeride, belki de Türkiye'yi kurtarırız. NDS'ten kurtulmaktan zor değildir herhalde.

Okuldaki ilk sevgili arkadaşım Sema'ydı. İkimiz de asker çocuğuyduk. Otoriter babaya alışık bir boyun eğişle, birbirimize sarılır titrerdik. Rahibelerin en korkuncu, bodur Sör Rose'du. Şimdi düşünüyorum da, Sör Rose'un zulmünde, hayatta en beceremediğim işi, dikiş nakış bile öğrenmişim. Biz son çalıkuşları, artık hiçbir kadının bilmediğini, ince ince çorap yamamasını bile biliriz!

Genç kızlık günleri gelip çattığında, en iyi dudak resmi çizebildiğimden, 'Kırmızı Dudaklar' grubunu kurmuştum sınıfta. Beş kişilik bir ekiptik ve tüm etkinliklerimizi bu logo altında yapıyorduk artık. Beatles'ın ünlendiği dönemde, radyolar 'Harbiye'den Kırmızı Dudaklar...' için Fransızca parçalar çalıyordu. Fransız Jeanne d'Arc gemisinin İstanbul'u ziyaretinde, pek çok yakışıklı ve genç denizci, şapkalarını süsleyen kırmızı uğur pomponlarını, Kırmızı Dudaklar uğruna yitirdiler. Johny Hallyday konsere geldiğinde, otelin asansöründe bazı Kırmızı Dudaklar'a yakalandı. Derken, son sınıf gelip çattı ve hepimizin yakalarına birer demet menekşe takıldı. Artık biz de 'Violettes' olmuştuk. Ama Türkiye gençliğinin silahlı çatışmalara girdiği bu dönem, henüz yazılmamış bir kitabın konusu, belki de Çalıkuşu'nun devamıdır.

O gün NDS'teki kavuşmada baktım da, benim 'kırklı' kızların dudakları hâlâ dolgun, hâlâ kırmızı.