Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Irkçılık

Radikal · 22 Ocak 1999

Kamuoyu bilincinde 'faşizm' deyince ırkçılık, ırkçılık deyince 'faşizm' akla gelir. Oysa ırkçılık ayrı, faşizm ayrı kavramlardır ve birlikte bulunmaları koşul değildir. Nazizm dediğimiz Alman faşizmi, milli devletçilik ideolojisini 'ırkların farklılığı ve bir ırkın diğerlerine üstünlüğü'ne oturturken, Mussolini'nin temsil ettiği İtalyan faşizmi, totaliter devlet ideolojisini eski Roma İmparatorluğu anlamında düşünmüş ve başlangıçta kural benimsemediği ırkçılığı, ancak Almanların baskısıyla uygulamıştır. Okyanus aşırı bir örnek olarak ABD'de de ırkçılık vardır ve ABD faşist bir devlet sayılmaz.

Irkçılık, nedense Türk toplumunun yalnızca başkalarına yapıştırıp, kendisine hiç yakıştırmadığı bir etiket. Temelinde bu tutum, insan toplulukları arasında çok seçkinden az seçkine bir hiyerarşiyi kabul eden ırkçılığı, ideoloji olarak düşünmemişlikten ileri geliyor. Oysa bir uygulamayı, alışkanlığı düşünmeden benimsemek ve yaşamak, fikrimizdeki ve zikrimizdeki yokluğuna işaret etmez. Örneğin, çok değil, otuz yıl öncesine değin Rumların ve Ermenilerin üstüne: 'Vatandaş Türkçe konuş!' diye gidenler ve bu gidenleri gönderenler, bal gibi ırkçılık yapıyorlardı. Bugün yalnızca İslamiyet'i din diye tüm bir ülkeye kabul ettirmeye ve toplumu şeriata göre biçimleye çalışanlar da ırkçıdırlar.

60'lı yıllardan beri Avrupa'ya gönderdiğimiz ya da kendiliğinden giden üç milyon Türk'ten pek çoğu, bugün yaşadıkları ülkelerde ırkçılık yapıldığından şikâyetçiler ve ırkçıların ırkçısı olarak da, resmi sayılara göre 1.5 milyon, gerçekte daha fazla Türk'ün yaşadığı Almanya'yı gösteriyorlar. Çünkü Almanya, geçmişi dolayısıyla 'ırkçı' etiketine çok uygun. Oysa ben, ırkçılıkla daha etkili mücadele eder görünen kimi ülkelerin, örneğin etnik çoğunluk savunucusu Fransa'nın temelinde ve derinden, Almanya ile kıyaslanamayacak ölçüde ağır, yaygın, köklü bir ırkçılık güttüğünü düşünüyorum. Görünüşte Fransa, toprakları üzerinde yaşayan genelinde yabancı, özelinde Müslümanlara en kolay yoldan Fransız vatandaşlığı veren, vatandaşlık hakkını 'kan' bağına değil, 'toprağında yaşamak' koşuluna bağlayan ülke. Fransa'da 4.5 milyon yabancı kökenli Müslüman yaşıyor ve hepsinin Fransız kimliği, oy hakkı var. Ama nedense, yarım yüzyıldır Fransız vatandaşı bu insanlar arasında Fransız Parlamentosu'na milletvekili olarak girebilmiş TEK bir örnek yok.

Vatandaşlığa geçiş yasasını şimdilerde değiştirmeye çalışan Almanya'da 1.5 milyon Türk'ten bugüne değin oy kullanabilir 150 bin seçmen var yalnızca. Oysa son seçimlerde Alman Parlamentosu'na tam üç Türk milletvekili girdi. Bir yanda 4.5 milyon seçmene TEK bir milletvekilliği vermeyen Fransa, öte yanda 150 bin seçmenli bir topluluğu üç milletvekiliyle parlamentosuna sokan Almanya. Sorarım size, bu iki anlayış ve uygulamadan hangisi daha ırkçıdır? Her türlü olanağı sağlayıp ülkenin yönetimi hakkında söz sahibi olunmasına izin vermeyen Fransa mı, yoksa sorunları çözmeye yönelik çabalar gösteren ve diyaloğa açık Almanya mı?

Bu saptamaya, 'Evet, ama Almanya'da daha çok Türk'ü yakıyorlar,' yanıtı verilebilir. Sollingen faciasından 'yararlanan' bazı Türkler, daha sonraki tarihlerde çok daha fazla Türk evi ya da işyeri yakıp, Almanların üstüne atmaya çalışmadı mı? Aşırı milliyetçiliğimizi, şeriatçılığımızı, PKK'lığımızı, suç oranımızı olduğu gibi ihraç ettiğimiz Avrupa'da, Türklere yönelik düşmanlığı biraz da biz yaratmadık mı?