Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Adaletin gudubeti

Radikal · 29 Ocak 1999

Henüz çişini kakasını söylememiş kundaktaki bebekler, çıkardıkları 'agu,gugu' sesleri dolayısıyla olsa gerek, hiçbir anlama gelmeyen ve 'onomatope' dediğimiz taklit sözcüklerle sevilirler. Yavrularımızın çamaşırlarını değiştirirken, hiç iğrenmediğimiz ve sağlık belirtisi olarak gördüğümüz dışkılarını

'Oh, oh, doldur bakalım doldur!' tezahüratıyla karşılayıp, yaptığı pırtlara gülerken, o minicik yüzlerini, pempe popolarını: 'Mını, bıdı, gıdı, gulu, mugu...' diye okşar, öperiz.

Bebeklerin hepsi güzel ve sağlıklı değildir. İki başlı, kolsuz bacaksız, sakat doğan ve doğar doğmaz ölen bazı talihsizler, kimi kez hastane müzelerinde, hilkat garibeleri olarak formol dolu kavanozlarda sergilenirler. Dün yalnızca Milliyet gazetesinin baş sayfasına çıkardığı o korkunç haberi; Manisa'da 15-16 yaşındaki çocuklara işkence yapan, minicik temiz yüreklerini, masum belleklerini kızgın demirle dağlayan sadist polisleri ikinci kez beraat ettiren mahkeme kararını okuyunca, içimden o mahkemenin nesebine bağırmak geldi: 'Müjde, ur topu gibi bir hukukunuz oldu!' Üstelik, tüm sakatlığına, hilkat garibeliğine, canavar görünümüne rağmen yaşıyordu yavru ve besleyip büyütenler, acaba hangi sesleri çıkararak sevecekti onu? 'Hukuk' sözcüğünü taklitle, 'guguk, numuk, bucuk, yamuk, düdük,' diyerek mi? Yoksa adaleti düpedüz gudubet ederek mi?

Hayır, benim bildiğim, inandığım, tanıdığım, övündüğüm ve güvendiğim yargıçlar değildi o kürsünün ardına çöreklenen güruh. Yalnız Türk adaleti değil, insan adaleti, kısaca evrensel adalet bu değildi. Ve Yargıtay'ın 'İşkence suçtur, işkenceciler suçludur' kararını hiçe sayarak, masumiyet adına, hak ve hukuk adına ne varsa çiğneyen çarpık kafalar yargıç olamazdı, o mahkeme mahkeme değildi. Manisa mahkemesinde, karar verilmedi, demokrasi rejimine, bu ülkede adalete inananlara, masumlara 'zarar' verildi. Suçlular aklandı, işkence kutsandı, adalete ihanet edildi. Ve Manisa'da doğan hukuk canavarının yaşamaması gerekiyordu. Er geç, adalet müzesinde ve formol dolu kavanoz içinde yerini almalıydı. Çünkü bu gudubet, sağlıklı hukukun varlığını tehdit ediyordu. Gencecik insanlarımızı öğütüyordu. Canavarlığı savunuyordu.

Tüyü bitmemiş yavrularımızın gövdelerini örseleyen, ruhlarını karartan sadistlere, işkenceci polislere söylenecek bir sözüm yok. Onlar, artık söz dinletilmesi değil, cezalandırılması gereken suçlulardır ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun gerçek adaleti temsil eden son kararı doğru vereceğine eminim. Benim sözüm, bu ülkenin güvendiğim ve inandığım gerçek hukukçularına yönelik bir çağrı. Türkiye'nin tüm demokrat, yansız ve her şeyden önce insan yürekli yargıçlarını, savcılarını, avukatlarını; temsil ettikleri adalet onuru adına, Manisa'daki gudubet temsilcilerini üye oldukları barolardan, kurumlardan ve birliklerden silip atmaya çağırıyorum. Adalet ve hukuk, lekeye tahammülü olmayan duygulardır. Onurlu ve saygın bir adalet kurumu, geniş genelinde bu sıfatları hak etse de; suçu ve sadizmi aklayan üyelerle paylaşılamaz.

Bu ülkenin dürüst ve gururlu yargıçları, kutsal mesleğinizi icra etmeye yakışmayanlara geçit vermeyiniz. Ülkesine güveni sarsılan insanların suratına, son çare kapısının, hak kapısının da çarpılmasına göz yummayınız. Siz de bizim gibi sesinizi yükseltiniz kurumunuzu kemiren maraza karşı. Lütfen susmayınız.