Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Acımak

Radikal · 3 Şubat 1999

Bizim Daniel, İstanbul'da artık benim yazılarımı yemek masasının üstünde değil, doğru dürüst bir çalışma masasında yazmam gerektiğine karar vermişti. Kendisine, Sinek Sarayı romanına İspanya'da bir mutfak masasında başlayıp İstanbul'da ablamın yemek masasında bitirdiğimi; yazılarımı ve haberlerimi pastanelerde postanelerde yazmaya alışık olduğumu, gerekirse banyo küvetinde bile çalışabileceğimi anlatmaya uğraştım ama boşuna. 'Gelene gidene ayıp oluyor!' diye kestirip attı. Oysa ben İstanbul'daki yemek masamı çok seviyordum. Hayatımda hep vardı. Rengin'le birlikte o masanın altına perde kurar, tiyatro oynardık. Soframızdan konuk eksik olmazdı, arada bir masanın altına eğilip bize 'Ce!' yaparlar, biz de onların ayaklarını gıdıklardık. Küçük bir levha üstünde 'A. Stamatiades, Maison d'Ameublements, Bey-Oglou' yazılı o masa, bana hiç büyümediğim duygusunu veriyordu. Çünkü hâlâ, iskemlenin üstüne iki minder koyup doğru yüksekliğe erişebiliyordum. Ev halkı bir köşesinde yemek yiyip havadan sudan konuşurken, öteki köşesinde yazı yazmayı, arada bir de yapılan dedikodulara karışmayı pek seviyordum. Ama işte Daniel dır, dır, dır ediyordu, vurduk kendimizi çarnaçar Çukurcuma'nın çukurlarına. Cihangir'de yağmurlu bir pazar günüydü. Açık dükkânlarda in cin top oynuyordu. Değerli tahtalardan eski model yeni mobilyalar yapan bir imalathaneden içeri girdik. Beğendiğim masanın fiyatı, ödeyemeyeceğim yükseklikteydi ama ne gam, dükkân sahibiyle pek ahbap olduk. Gerçek bir İstanbullu ve mimardı. Bana Beyoğlu yakasının acımadan talan edilen geçmiş güzelliklerini anlatırken, Daniel de masanın üstündeki Fransızca kitapları karıştırıyordu. Bir ara, bastı kahkahayı. Büyük Fransız yazarı Andre Gide'in 1921 baskılı bir kitabına rastlamıştı. 'Seçilmiş Yazılar' adını taşıyan kitabın birinci sayfasında, başlığın altına: 'Les extremes me touchent' notunu düşmüştü Andre Gide. Kelimesi kelimesine çevrildiğinde 'Aşırı uçlar bana dokunur,' anlamına gelen tümce, ünlü yazarın aynı zamanda çok ünlü bir eşcinsel olduğunu bilen Daniel'in kahkaha nedeniydi. Dükkân sahibi mimar, İstanbullu zarafetiyle tuttu, masayı alamayan bize bu değerli kitabı armağan etti.

Seçilmiş Yazılar'ın biri, Andre Gide'in çağdaşı ve hayranı olduğu Oscar Wilde ile konuşmalarıydı. Oscar Wilde 1895 yılında eşcinselliğinden ötürü; ilişki kurduğu genç Lord Alfred Douglas'ın babası tarafından mahkemeye verilmiş, iki yıl hapis yattıktan sonra Fransa'ya iltica etmişti. Ama başta Andre Gide, tüm Fransız dostlarının gösterdiği sıcak ilgiye rağmen, bir daha asla kendisini toparlayamayacak kadar yıkılmıştı. Ve Andre Gide'e: "Rus yazarlarının büyüklüğü, eserlerine kattıkları acıma duygusundan ileri geliyor. Edebiyatı sonsuz kılan, başkalarına açılan merhamet penceresi galiba. Biliyor musunuz, 'dear', ben merhameti hapiste keşfettim. İçeri girdiğimde yalnız keyfine düşkün bir insandım, orada acımayı öğrendim. Öylesine mutsuzdum ki önceleri, kendimi öldürmeyi düşündüm. Derken bir gün, benim kitaplarımı okumuş bir tutuklu, yanıma yaklaşıp, 'Mr. Wilde, siz bizden daha mutsuz olmalısınız!' diye fısıldadı. Yakalandı ve yasak olduğu halde benimle konuştuğu için cezalandırıldı. İşte o zaman, başkalarının benden daha çok acı çekebileceklerini anladım. Merhamet duygusu, intihar etmemi engelledi. İnsanlar arasındaki en büyük ve soylu duygunun merhamet olduğunu düşünüyorum artık!" diyordu.

Oscar Wilde, 1898'de sığındığı Fransa'da yalnızca iki yıl yaşayabildi. 1900 yılında sonsuzluğa geçti. İntihar etmemişti ama, bence içindeki merhamet usul usul ölüme sürüklemişti onu. Türkiye'de her alanda acımasızlığın ne kadar uzun ömürlü olduğuna bakılırsa, başka türlü düşünmek mümkün değil.