Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

İntihar

Radikal · 7 Şubat 1999

Medyalar, kameralarına ve mikrofonlarına inanamıyorlar. Meğer onlar Sibel Can'ın evlenmesi, Boşanması, göbeği, kalçası ve salçasıyla uğraşırken; meğer onlar Hande'yle yatar, Tarkan'la kalkarken; müşteri millet Barış Manço'yu görmek ve dinlemek istiyormuş aslında. Onlar seyir tepsisinde Kırmızıgüllü Mahsun'la silikon gülü Seda'yı oynatırken, seyircinin gönlündeki reyting deposu Barış Manço'ymuş da farkında değillermiş meğerse. Ama merak etmeyin, sevgili Barış Manço'nun dirisine vermedikleri yeri, ölüsüne bol bol sunacaklar. Barış'a yönelik reyting açıklarını, duygu sömürüsü yaparak fersah fersah kapatacaklar yakında. Türkiye'de ölüm, doğumdan daha esaslı bir medya malzemesidir. Öylesine esaslıdır ki, kimi ölümlerde medyanın parmağı olduğunu bile düşünüyorum. Özellikle, Türk gençliği arasında çok yükselen intihar oranında medyaların dolaylı bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum.

Dünyanın her yerinde, devlet olan devletlerde ve halkına karşı sorumluluk taşıyan ülke yönetimlerinde, çocuk ve gençler arasındaki intihar oranlarına çok dikkat edilir. Toplumun en duyarlı ve kırılgan katmanını oluşturan 10-25 yaş arası intiharların sayısı, kamu psikolojisinin iyi ya da kötü durumda olduğuna işaret eden en önemli göstergedir. Beş yıl önce Fransız basınında, genç intihar haberleriyle ilgili olarak bir mesleki 'etik' tartışması başlatıldı. Çünkü intihar teşebbüsünde bulunup kurtarılan çocuklar

arasından bazılarının, gazetede ya da televizyonda gördüğü kendi yaşıtı birinin intiharına özenerek harekete geçtiği anlaşılmıştı. Medyalar, kendi aralarında 'her' intihardan söz etmemeyi kararlaştırdılar. Göz ardı edilemeyecek olaylarda ise haber, mutlaka psikolojik yorum destekli ve intiharı aklından geçiren gençlerin, yavrusunun halinden kuşku duyan ailelerin başvurabileceği, yardım isteyebileceği kurumların adres ve telefonlarıyla birlikte verilmeye başladı. Bu tür yayınlardan ben de çok şey öğrendim. Örneğin, genç intiharlarının derin temelinde bir kimlik krizinin yattığını. Uzmanlar, aykırı mantık gibi görünse de, çocuk ya da gençlerin 'yok' olmak istemiyorum, 'var' olmak için yakınlarımın belleğinde ölerek yer etmeliyim, duygusuyla intihar ettiklerini söylüyorlar. Dün Fransa'da, beş yıl önce sözünü ettiğim tartışmadan yola çıkarak ilan edilen 'İntiharı Önleme Günü'ydü. Tüm medyalar, konuya uyarı niteliğinde röportajlarla yer verdiler. 1950 yılında 14 yaşından küçüklerde 0 intihar oranı, 1998'te 28'e yükselmiş. 15-19 yaş dilimindeki 100 intihar, 202'ye dayanmış. En çok intiharın gözlendiği 20-24 yaş diliminde ise 200'den 600'e çıkmış, ama bu oranların hepsi 'sosyal önlemlerin' alınmaya başladığı 1994'e oranla azalma gösteriyor! Ve ben bu azalmada, hastanelerde açılan özel psikiyatri servislerinin, acil yardım bürolarının yanı sıra basının gösterdiği 'etik' duyarlılık ve haber sınırlamasının da etkili olduğuna inanıyorum.

Türkiye'de yaş dilimlerine göre intihar oranlarını inceleyen bir istatistik çalışması var mı bilmiyorum. Eğer varsa ve bilmiyorsam, bu konuya yer vermeyen basın sorumludur. Eğer yoksa, halkının ruh sağlığıyla ilgilenmeyen devlet ağır sorumludur, ama intiharları yalnızca birer magazin haberi olarak işleyen basın da hem devlet ilgisizliğinin suç ortağı, hem de 'özendirici' sayılır. Duygu sömürüsünden para kazananları, biraz daha ciddiyete ve gençlerimizin kanına girmemeye çağırıyorum. Reytingi olmayan, çok mu ilkeli bir çağrı acaba?