Zorla güzellik
Radikal · 8 Şubat 1999
Bana Sibirya'ya git desinler, ama Paris'in banliyölerine göndermesinler, razıyımdır. Bırakın menzile varmayı, önce Paris dışına giden hızlı metro istasyonlarını ararken, yani yerin yedi kat altında kaybolurum. Ardından, zar zor bulduğum yönde metroya biner, mutlaka yanlış bir durakta inerim. Doğru durağa varınca, bu kez aradığım adresi şaşırır, kan ter içinde kalırım. Ama işte, Batı Temas Grubu, Sırplarla Arnavutları Rambouillet Şatosu'na kapatınca, bendenize de yol göründü ve yüzlerce talihsiz meslektaşımla birlikte, düştüm hızlı metro tünellerine. Bir saatlik yolu, çeşitli yanılmalarla iki saatte kat edip adı güzel Rambouillet kentine varınca, yönümü yitirmek tehlikesi kalmadı. Bir ormanın ortasındaki şatoyu bulabilmek için, tankları ve uçaksavarları izlemek yetiyordu. İnanılmaz ama gerçek, öylesine asker ve polis yığılmıştı ki yöreye, kendimi Fransa'nın OHAL bölgesinde sandım. Radarlar gökyüzünü tarıyor, mavi üniformalı havacılar uçaksavarlara 'Crotal' füzeleri monte ediyor, daha şatonun 'ş'si görünmeyen orman kenarında hummalı bir tahkimat yapılıyordu. 'İstanbullu' ya da 'Ankaralı' der gibi 'Ramboliten' diye anılan Rambouillet sakinleri, neye uğradıklarını şaşırmışlardı. 'Acaba Kosova savaşı bizim buraya mı sıçradı?' endişesi içindeydiler.
Şato, epeyce görmüş geçirmiş bir şatoydu. 1375 yılında, daha eski surların temelleri üzerine kurulmuş, 1783'te Kral 16. Louis tarafından satın alınmış ve kellesi kesilene değin Kraliçe Marie Antoinette'in 'süthane'sini barındırmıştı. 1870 yılından öteye Fransız Cumhurbaşkanlığı rezidansı olarak 'devlet malı' ilan edilen bu şatodan pek çok yabancı devlet adamı geçmiş, ancak en renkli tarihçesi, 'deli' Fransız Cumhurbaşkanı Emile Deschanel tarafından yazılmıştı. 1920 yılında cumhurbaşkanlığından zorla istifa ettirilen Deschanel, sabahları don paça şato bahçesindeki havuzlarda cıp cıp yapar, sonra da bir ağaca tırmanır ve yalvar yakar, saatlerce indirilmeye çalışılırdı. İşte bizim şato bu hafta, Sırbistan'dan ve Kosova'dan gelen savaş delilerini konuk ediyor. Ama görüşmeleri düzenleyen Batı Temas Grubu, bu kez kimseyi ağaca tırmandırmamaya kararlı. Tarafları şatoya kapattılar, önlerine kendi yazdıkları bir anlaşma koydular, 'Ya imzalayacaksınız, ya imzalayacaksınız!' diyorlar. Sırp ve Arnavut sözcülerinin şato dışına çıkmaları yasak. Ancak tutukluluk durumları, Çakıcı'nın Les Baumettes hapisanesindekinden biraz daha parlak. Çünkü arada sırada bahçeye çıkıp, o da belli saatlerde, teneffüs yapmalarına izin veriliyor. Savaş delileri, Paris'e de kendiliklerinden gelmediler. Manu militari, resmen zorla getirildiler. İmzalanması istenen anlaşma, Kosova'ya özerklik öngörüyor. Sırplar kabul etmezse, Sırpları dövecekler. Kosova Kurtuluş Ordusu 'illa bağımsızlık' diye tutturursa, Arnavutları.
Kosova'daki tarafların kapatıldıkları şato önünde hayallere daldım. Acaba bizim Meclis'in haylaz çocuklarını da mı böyle terbiye etsek? Haftalardır gelmedikleri Meclis'e zorla getirsek hepsini, kapatsak kapıları, haydi bakalım, ya çıkardınız, ya çıkardınız şu yasaları, yoksa... her gelmediğiniz gün için maaşlarınızdan kesinti yapacağız, desek, Meclis'i çalıştırmayı başarır mıyız dersiniz? Kesinlikle evet. Üstelik, kapıları tutmaya bile gerek yok. Maaş kesintisini duyunca, kendiliklerinden dururlar. Sahi, mazeretsiz devamsız milletin gündeliği kesilir de, niye vekilinin kesilmez ki?