Berna Yılmaz'a mektup var
Radikal · 12 Şubat 1999
Foça'da antik SİT alanını talan etmekten hapis sicilli Serdar Mersin'in, kendisine benzeyenler tarafından Nisan 99 seçimlerinde, bir kez daha ANAP'tan belediye başkan adayı gösterilmesine karşı çıkmakla, ne kadar doğru bir davayı savunduğum ortaya çıkıyor. İşin ilginci, ne ANAP, ne de bu ülkenin yararına çalıştığını iddia eden hiçbir partiye yakışmayacak bir aday olan Serdar Mersin'e karşı başlattığım mücadeleye bizzat ANAP'lılar hak veriyorlar. Özellikle, bilfiil partide çalışan kadınlar! Serdar Mersin konusunda duydukları rahatsızlığı, kendi partilerine anlatamayan, dinletemeyen ANAP'lı hanımlar, dün bir faks çektiler Paris'e. 17 isim ve imzalı bu mektubu aynen yayımlıyorum:
"Eski Foça ilçesinde ANAP belediye başkanlığı için Serdar Mersin ve eczacı Önder Aytuğ başvuruda bulunmuşlardır. Serdar Mersin, son iki dönemde (1989 ve 1994) aday olmuş ve ANAP, Foça'da çok güçlü olmasına rağmen aşağıdaki nedenlerden ötürü seçimi kazanamamıştır:
1. Foça kamuoyunda isminin suiistimallerle anılması.
2. Hayatını kazanmak için yaptığı hiçbir işi olmamasına karşın bol para harcaması (nasıl oluyor?)
3. Anavatan'ın ilkeleriyle bağdaşmayan kumar, gayri meşru yaşam, aşırı içki gibi süfli bir hayat sürmesi.
4. Kadınların büyük ölçüde tepkisine neden olan 'maço' ve antidemokratik davranışlarda bulunması.
5. 'Foça'da yattığım kadınlar bana oy verse, ben seçimi yine kazanırım,' sözüyle kendi partisinden kadınları bile incitecek ahlak anlayışı, başlıca kaybetme nedenleridir.
Biz gerçek ANAP'lılar, bu şahsın tekrar aday olması halinde seçimi kaybetmenin ötesinde ANAP'ın çok güçlü olduğu Foça'da parti olarak biteceği endişesini taşımaktayız. Foça'da çoğunluğu bayan seçmenler olan ANAP'lılar olarak partimizin tekrar bir yanlış yapmayıp; ilçemize yakışır iyi aile reisi, birkaç yabancı dil bilen, entellektüel, esnafa yakın, yirmi yılı aşkın süredir eczacı eşiyle birlikte Foça halkına hizmet eden ve son on yıldır Foça'da ANAP'lı belediye meclisi üyesi, dürüst ve namuslu insan, eczacı Önder Aytuğ'u aday göstermesini istiyoruz. Ama İzmir il ve Foça ilçe teşkilatlarımızda, Serdar Mersin anlayışındaki ve onunla İŞBİRLİĞİ içindeki yöneticilerin bizi engellemesi sonucu sesimizi Ankara'ya duyuramıyor, müracaatımızı ulaştıramıyoruz. Bu yüzden sizden, Sayın Berna Yılmaz Hanımefendi'yle görüşebilmemiz için yardımınızı istiyoruz..."
Bu satırlar, benim içimi eritti, sevgili okurlar. Hem üzüldüm, hem de sevindim. Üzüldüm, çünkü görgülü, yurtsever, düzgün, yaşadığı mekana sahip çıkan insanların, 'demokratik' olduğunu iddia eden bir partinin merkez yönetimine ulaşmaktaki çaresizliklerini gördüm. Üzüldüm, çünkü çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bu dürüst insanlar, ANAP'ın üst yöneticilerinden umutlarını kesmiş, düşüncelerinin parti merkezinde yankı bulmayacağından, adam yerine konulmayacaklarından emin olarak, son çareyi kendileri gibi 'kadın' Berna Yılmaz'a başvurmakta buluyorlardı. Sevindim, çünkü bu kadınların hepsi benim ANAP'lı olmadığımı, önümüzdeki seçimlerde oyumu ÖDP için kullanacağımı bile bile, aracılığıma güvenmişlerdi. Aslında onlar, benim Berna Yılmaz'dan kendileri için randevu almamı istiyorlardı. Ama bir gazetecinin yapabileceği tek aracılık, haberciliktir. Hepsi imzasının ardında duran bu insanların adlarını, Serdar Mersin ve adamları tarafından taciz edilmesinler diye yayımlamıyorum. Ancak ANAP merkez yönetimi talep ederse, verebilirim. Ve bu parti yöneticilerine naçiz bir öğüdüm var: Seçimleri tavanlar değil, tabanlar kazanır. Foça'da tabandan koptuğunuzun farkında mısınız?