Aşka dair ne varsa
Radikal · 13 Şubat 1999
Alis'in harikalar diyarındaki tavşan, doğum günü olmayan günleri kutlardı. Ben Alis'in tavşanı kadar postmodern değilim. Ancak biraz orijinallik yapayım dedim ve bugünden başlayarak üç gün boyunca, yarının tarihini kutlamaya karar verdim. Duyduk duymadık demeyin, 14 Şubat Sevgililer Günü, arefesi ve ertesiyle bu yıl bu sütunda aşkı dillendirecek, değerli okurlar! Eğer aşkınızı söylemek için, gazeteye ilan verip duygularına başkalarını tanık gösteren medyakolik sevgililerden değilseniz; eğer duvar panosu kiralayıp diş macunu reklamı yapar gibi ilan etmiyorsanız tutkularınızı ve baş başa itirafların adamıysanız, iki kişilik aşka dair, tarihten değişik bir örnek vermekle başlayabiliriz kutlamamıza.
Marquis de Sade diye anılan ve aşkta 'sadizm' ekolünün isim babası olan Donatien Alphonse François de Sade, bugünkü gözle okuduğumuz zaman masum sayılacak 'erotik' eserleri yüzünden ölüme mahkum edildi, idam edilmedi, ancak
40 yılını zindanlarda geçirdi. Dış dünyayla tek ilintisi mektuplaşmaları olan bu dönemde, en çarpıcı eserlerini veren Sade, 1783 yılında 'Sodome'un Yüz Yirmi Günü' kitabına başlamadan az önce, eşi Madame de Sade'a yazdığı bir aşk mektubunu şöyle kaleme almıştı:
"Harika yaratık,
Demek benim kirli çamaşırlarımı istiyorsunuz, kullanılmış çamaşırlarımı. Bu isteğinizin ardındaki inceliğin farkında mısınız? Ben anladım. Dinleyin, Meleğim benim, dinleyin: arzunuzu yerine getirmeyi çok isterdim, çünkü bilirsiniz, aşkta tüm zevkleri, tüm fantezileri, garip bile olsalar saygıyla karşılarım. Çünkü yapay mantıktan uzak, insanın içinden geldiği gibi arzuladığı davranışlardır ve ne denli saçma sapan olursa olsunlar, mutlaka bir incelik temeline dayanırlar. İşte bu yüzden, minik kuşum, arzunuzu yerine getirmek isterdim. Ancak, kirli çamaşırlarımı benimle gün boyu ilgilenen hizmetkârıma teslim etmezsem, bu kez ona karşı bir haksızlık edeceğimi düşünüyorum. Dolayısıyla, kirlilerimi yine ona vereceğim. Ama tabii siz, onunla konuşup anlaşabilirsiniz. Zaten kendisine çıtlattım, üstü kapalı birkaç söz söyledim arzunuza değgin. Anladı ve 'gerekeni' sizin için saklayacağına söz verdi. Böylece bebeğim, senden doğrudan hizmetkârıma başvurmanı rica ediyorum; haklı isteğinde tatmin edileceksin, emin olabilirsin. Ah Tanrım! Keşke benim de böyle kısa ve kolay yoldan, 'seninle ve sana ait her şeyle dolu' bir şeylere erişebilmek imkânım olsaydı. İçine gömülür, yerdim onları. Kanatlanır, uçardım. Altın fiyatına alır ya da aşırır, 'Verin Mösyö verin, bunlar benim sevdiğimden geliyor!' diye bağırırdım. Onun can hazneleri bunlar, benim sinirlerimde akan sıvıyı alevlendiriyorlar, varlığımın koynuna ondan bir şey taşıyorlar diye ağlar ve mutlu duyumsardım kendimi.
Bu konuyu böylece kapattıktan sonra Kraliçem, sizden bir ricam var. Acaba bana yeni çamaşır göndermek inceliğini gösterir misiniz? İhtiyacım acildir..."
Açıkça belli ki sevgili okurlar, günümüzden üç yüz yıl önce, Sade'ın çok âşık olduğu ve kendisine çok tutkun karısı, müebbet hapis kocasının kirli çamaşırlarını, yıkayıp ütüleyip geri getirmek için istemiyordu! Bilmem bugünkü dünyamızda, yarınki Sevgililer Günü'nü güzel kokulu çiçekler, pahalı parfümlerle kutlayacak âşıklar arasında yavuklusunu ya da eşini, çamaşırının kirinden iğrenmeyecek, aksine 'arzu edecek' kadar seven kaç kişi var?