Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Analar ve örekeler

Radikal · 17 Şubat 1999

Küçükken yaptığım yaramazlıklar başıma iş açtığında, sevgili paşazade eniştem: "Gördün mü ananın örekesini?" diye gülerdi. Önceleri ayıp sandığım ve ne kendisini söylemeye, ne de beni dinlemeye yakıştıramadığım bu deyime çok kızardım. Ta ki, ana örekesi görmenin müstahak bir tepkiyle karşılaşmak olduğunu anlayana kadar. O gün bugündür, saçma sapan ve anlamsız işlere kalkanlara, saçmalık düzeyinde verilecek en güzel yanıtın, "Gördün mü ananın örekesini?" demek olduğunu düşünürüm. Ana, bildiğiniz gibi kötü bir söz değil. Hatta bizi doğurmayan bazıları bile meydanlara çıkıp: "Ananızım!" diye yavruluğumuzu sahiplendiğine göre, epeyce iyi bir laf olsa gerek. Örekenin karşılığı ise, açık ve seçik: Eskiden yün eğirmede kullanılan bir tür değnek.

Abdullah Öcalan'ın, Hollywood senaryolarına taş çıkartan bir operasyonla yakalandığını duyunca, aklıma ilk gelen yorum, PKK elebaşısının anasının örekesini sonunda gördüğü yolundaydı. Türkiye, yıllardan beri ilk kez, 'büyük devlet' sıfatını hak ediyordu. Çok sevdiğim Kemal Tahir'in 'Devlet Ana'sı, işte şimdi öğretecekti yün nasıl eğirilirmiş aslında, kendisine on beş yıldır kafa tutan bir başıbozuğa, bir kötü tohuma.

Ancak, PKK'nın otuz bin insan kanıyla sulanan yanlış davasında ve liderinin yakalanmasında, analarının örekeleri konusunda derinlemesine tetkikler yapmak zorunda kalan başkaları da var. Örneğin Yunanistan. Yıllardır, kimi uyuşturucu kaçakçısı, kimi idealist, kimi haklı, kimi haksız, ama toplamda hepsi 'fanatik' bir güruha, önce 'insan hakları' diye kucak açıp, şimdi Dışişleri Bakanı Pangalos'un ağzından, 'Hayvanlar!' diye bağıran Yunanistan. Ve Yunanistan'la birlikte, PKK'ya üstü açık ya da kapalı destek veren, sineye çeken ya da görmezlikten gelen Avrupa ülkeleri. Hepsi gördüler analarının örekelerini. Bu yün eğirme tekniklerine açılan yolda, zaman zaman, Türkiye olarak çok çok kızdık Yunanlılara. Pek, pek öfkelendik İtalyanlara. Diş biledik Ruslara, köpürdük Almanlara. Hemencecik, zorluk çıkarmadan, kuzu kuzu teslim etmediler Apo'yu diye. PKK'dan korkup yargılamaktan çekiniyorlar diye. Arka çıkıyorlar diye. Diye oğlu diye. Peki ama bütün bu 'devlet ana' öfkelerimizde, başkaları başka Apo'larla, PKK benzeri gözü dönmüş terör örgütleriyle mücadele ederken, acaba biz Türkler, bize PKK konusunda verilmeyen hakkı, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalanlara verdik mi? Örneğin Rusya, Çeçenistan'da gözü dönmüş silah kaçakçısı, mafya babası terör çeteleriyle boğuşurken: 'Vah vah, Rusya haklı. Devletin bütünlüğü, toprak bölünmezliği için Çeçenlere karşı savaşmalı elbette!'

diye mi düşünüp davrandık? Haydut çetelerinden oluşan Çeçenlere, kahraman muamelesi çeken, gemi kaçırdıklarında yardım eden, silah ve mühimmat gönderen Türkiye değil miydi yoksa? Ve bugün Çeçenistan, bizim yardım ettiğimiz sözüm ona 'kahramanların' denetimi altında. Bir de ne görelim, meğer adamlar, bizim içerde mücadele ettiğimiz mafyanın bin kanlısı, üstüne üstelik başını ezmeye çalıştığımız şeriat yanlısıymışlar! Buyrun bakın, dün destek verdiğimiz Çeçen milislerinin Çeçenistan'da ilan ettikleri şeriata. Kimlere ve hangi amaca arka çıkmış meğerse Türkiye!

Bizler, anayı da, örekeyi de, yün eğirmeyi de iyi bilen bir milletiz. Bize yapılanları, kendi kullandığımız öreke yöntemiyle değerlendirerek, belki günün birinde eğri oturup doğru konuşmayı da öğreniriz.