Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Ufuktaki barış

Radikal · 20 Şubat 1999

Gervais Morillon, sakin yaradılışlı, iyi yürekli ve neşeli bir genç adamdı. Tıpkı kendisine benzeyen bir erkek kardeşi vardı. Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce, Breuil Mingot Köyü'ndeki bir fide çiftliğinde çalışırdı iki kardeş. Babaları da fide yetiştiricisiydi, tüm köy erkekleri de aynı çiftlikten ekmek yerlerdi. Savaş patlayınca iki kardeşi de silah altına aldılar. Kardeşi Georges yaşadı ve geri döndü. Ama Gervais, 1915 Mayıs'ında, tam yirmi bir yaşında şehit oldu. Ailesine cepheden yazdığı mektuplardan birinde şöyle diyordu:

"Siper Otel (!), 14 Aralık 1914.

Sevgili anam ve babam, Savaş sırasında yaşadığımız bazı olaylar, inanılacak gibi değil. Zaten kendim yaşamasaydım, gözlerimle görmeseydim, ben de inanmazdım. Önceki gün, savaşa karşı sabotaj yapıldı! Hatta sabotaj, 90. Tümen'in tuttuğu siperlerde tam iki gün boyunca devam etti. İnanılmaz gibi geliyor ama, Fransızlar ve Almanlar birbirlerinin ellerini sıktılar, yemin ederim! Ben sıkmadım. Sonra pişman olurdum çünkü.

Bakın neler oldu: 12 Aralık sabahı, Alman domuzları siperlerinden beyaz bir bayrak çıkarıp salladılar ve: 'Kamarades, Kamarades (yoldaşlar!) teslim olun!' diye bağırmaya başladılar. Yani şakacıktan teslim olmamızı istiyorlardı. Biz de bizim siperlerden onlara teslim olun diye bağırdık, ancak yerimizden kıpırdamadık. Bunun üzerine Almanlar, kendi siperlerinden çıktılar, silahsızdılar. Biz de bizim siperlerden çıktık, el sıkıştık, siperden sipere ziyaretler başladı, puro ve sigara ikram ettik birbirimize. Oysa yüz metre ilerde, Fransızlar ve Almanlar birbirlerine kurşun yağdırıyorlardı. Biliyor musunuz, biz de temiz sayılmayız ama Alman askerlerinin üstü başı daha pis, hatta iğrenç sayılır. Sanırım onlar da bıkmış bu savaştan.

Ancak dünden beri durum değişti. Artık gidip gelmiyoruz siperler arasında. İletişim kesildi. Size bunları anlattım, ama kimseye söylemeyin sakın! Hatta biz bile, bizim birliğin dışındaki askerlere söylemiyoruz.

İkinizi de kucaklar, ellerinizden öperim.

Oğlunuz Gervais."

Geçen hafta iki kitap okudum, sevgili okurlar. Birincisi, 'Tarihteki En Güzel Aşk Mektupları', yani barış; ikincisi 'Mehmetçik Sözü' adını taşıyordu ve 1914-18 yılları arasında cephelerden yazılmış, yani savaş mektuplarıydı. Yeri geldikçe bu mektuplardan bazılarını sizlerle paylaşacağım, çünkü bir tarihin ve bir savaşın, en iyi biçimde onu yaşayan sade insanlar tarafından anlatıldığını anladım.

Savaşları bitirmek için, önce savaşmaktan bıkmak gerekiyor. Savaştan bıkmak içinse, yorulmak ve tükenmek. Yorulmak ve tükenmek, eğitici eylemlerdir. İnsanoğlu yorulunca, kahraman olmaktan vazgeçer. Tükenince, tarihi silip bozmaktan cayar. Çünkü bıkkınlık, kişinin kendi çapını kendi gözleriyle ve doğru görmesine yol açar. Savaşları kazananlar, düşman bıktıktan sonra savaştan gına getirenlerdir aslında. Güneydoğu'daki son savaşta, Türk devleti PKK'yı yıldırdı. Ancak PKK'nın beslendiği kaynak kurumadı, çünkü insanlar ölmekten bıkmadı. İnsanların

kötü talih ve ölümden bıkması için, iyi bir talih ve rahat bir yaşamı tanımaları gerekiyordu önce. Oysa böyle bir şans hiç verilmedi onlara. Yüzyıllardır, devletin sopalıklarıyla arpalıkları arasında, yani PKK ile köy korucuları arasında kaldılar. Ufukta barışın ucu belirdi, evet. Ama bunca kara bulutun arasından, tepsi gibi doğabilecek mi, bilmiyorum.