İmdat
Radikal · 22 Şubat 1999
Dünyanın en çok nükleer santral sahibi olan ülkesi ve tüm elektrik enerjisini nükleerden sağlayan uygar Fransa'da; başkent Paris'in Konvention Meydanı'nda dün elektrikler kesildi. Geçen yıl da üç gün boyunca kesilmiş, eriyen buzdolapları, çalışmayan makineler, açılmayan apartman kapısı ve yanmayan kaloriferlerle başbaşa 72 saat titreşmiştik.
Elektrik kesildiğinde bilgasayarda yazımı yazıyordum. Ekranım ve dünyam kararıverdi. Tam da uygar Fransa'yı, Apo'nun yabancı avukatlarını geri çeviren Türkiye'yi hangi yüzsüzlükle eleştirebildiği konusunda sorguluyordum. Alaattin Çakıcı'nın dört davasından üçüne, Türk avukatı Can Doğancan'ı mahkeme salonuna bile sokmayan aynı Fransa değil miydi? İşte bunları yazarken, elektriksel sansürle karşılaştım.
Açtım telefonu elektrik idaresine; dünyanın en pahalı elektriğini üreten 76 nükleer santrallı bir ülkede nasıl olup da, elektriksizliğe mahkûm edilebildiğimizi sordum. Hattın öbür ucundaki görevli yabancı gazeteci olduğumu öğrenince, şu yanıtı verdi: "Beğenmiyorsanız gelmeseydiniz!"
"Kendi isteğimle kalmıyorum, burada görevliyim. Sizin de bir an önce başka ülkelere göç etmenizi şiddetle öneririm" dedim.
Ve Paris'teki Türk gazeteci olmak savaşını Fransız TV 5 platosunda sürdürmek üzere bütün hırsımla şimdi çıkıyorum evden.
The Guardian'dan Diana Gedes, Novo İzviestia'dan Yuri Kovalenko ve İsrail televizyonundan Joav Toker, bakalım neler söyleyecekler Apo hakkında. Hazırım, bekliyorum. Yumacağım gözümü, açacağım ağzımı. Yazımı uzatamadığım için beni bağışlayın. Çarşambaya buluşuruz.