Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Cinayet ortaktı

Radikal · 24 Şubat 1999

Jorge Luis Borges, "Denizler gizli alışverişler içinde ve yeryüzü gözenekli olduğuna göre, her insanın bir gün Ganj nehrinde yıkandığı söylenebilir," demiş. Nüfusu arttıkça küçülen dünyamızda, iletkenlik sınırları kalktı; her anlamda gelgitlere daha gözenekli artık yerküre. Gezegenimizin hiçbir ucu, ne iyiliklerden, ne de kötülüklerden korunmak için yeterince uzak değil, diğer bir ucuna. Çernobil'de nükleer santral patlasa, tüm dünyaya yağıyor radyoaktif yağmurlar. Uzakdoğu borsaları batınca, Batı borsaları krize giriyor. Asya gribi, Londra'yı hapşırtıyor; Afrika'daki AIDS, Türkiye'ye bulaşıyor. Türkiye Apo'yu tutukluyor, Avrupa yangın yerine dönüyor. Kimsenin, hiçbir olgu hakkında, 'Bana ne?' demek hakkı yok artık. Her şey, herkesi ilgilendiriyor, sarsıyor, ırgalıyor.

Eğer bugün İstanbul Türkiye'deyse; biz Türkler, eğer Edirne'den Ardahan'a gidip gelebiliyorsak, Antalya'da denize girebiliyorsak, yetmiş beş yıl önce, bir uçtan bir uca, bu ülkenin sınırlarını çizebilmek için on binlerce insan bu toprakları kanlarıyla suladıkları içindir. Ve bugün Türkiye'de yaşamın keyfini çıkaran, işinde gücünde ve sefasında olan her birey, varlığını Güneydoğu'da şehit düşen, gözlerini, ellerini, ayaklarını yitiren, gövdesini kurtarsa ruhunu o topraklarda bırakan gazilerimize borçludur.

Bu sütunda birkaç kez, niçin on beş yıldır Güneydoğu yangınlarında kavrulan ve arda ve 'arta' kalan gazilerimiz hakkında kapsamlı bir araştırma, bu insanların nasıl ve hangi koşullarda yaşadığı üstüne çaplı bir röportaj yapılmadığını sorgulamıştım. Radikal'e büyük emekleri geçen ve şimdi dört dörtlük gazeteciliğini Milliyet'te sürdüren Salim Alpaslan sayesinde, Azer Bortaçina'nın kaleminden ve Yalçın Çınar'ın fotoğraflarıyla, sonunda geniş bir fikir sahibi olabildik o kutsal insanlar hakkında. Ve artık, kollarını bacaklarını, gözlerini ve kulaklarını ve bazen her şeylerini yitiren o gencecik insanlardan hepimizin sorumlu olduğunu düşünüyorum ben. Toprağa verdiğimiz binlerce şehit ve arkada kalan insan yaslarının kaynağı, kolları bacakları bahar dalları gibi koparılan gazilerimizin canileri, elbette PKK, elbette PKK'nın arkasındaki tüm yabancı güçler, Yunanistan ve diğerleri. Peki ama hiç mi suçlu değil bu yangınların çıkmasına ve büyümesine neden olan yanlış iç politikalar, dirayetsiz, namussuz, çıkarcı politikacılar? Toplanamayan meclisler, çıkarılamayan yasalar, alınamayan kararlar, soyula soyula gereken bütçeleri ayıramayan devlet hiç mi sorumlu değil bu katliamdan?

Ya sonrası? İki gözünü, iki bacağını yitiren, bir kolu sakat kalan 25 yaşındaki Hüseyin Ümit'e, son taksitini ödemedi diye sigorta parasını vermeyen sigortacı, yabancı mı, düşman mı yoksa? Hüseyin'in ödenen tüm taksitlerinin üstüne yatıp, karısını kızını alıp tatile giderken kimin sayesinde sefa sürdüğünü düşünüyor mu acaba? Son model Thunderbird'ünü tısdam tısdam diye Boğaz yollarında uçuran itler kopuklar, PKK'nın uyuşturucu kaçakçılığı gelirini alacağız diye beslenen mafya bitleri ve metresleri, bir an akıllarına getiriyorlar mı acaba yedikleri paraların o şehitlerin, o gazilerin kanlarıyla sulandığını?

Şehitler için ağlamaktan başka bir şey gelmez elimizden. Ama sağ ve o yangınlardan arta kalan gazilerimize karşı namus borcumuzdur, Türkiye'yi haksızlıklardan ve hırsız çetelerinden ayıklamak; bencil, beceriksiz ve sorumsuz yöneticilerden kurtarmak.