Mahveden mahkeme
Radikal · 26 Şubat 1999
Nedense hiçbir terör örgütü, 'Biz teröristiz,' diye çıkmaz ortaya. İstisnasız hepsi, sanki temizlikçilik, hizmetçilik, çerçilik, çöpçülük türü birer meslekmiş gibi 'özgürlükçü' ve 'bağımsızlıkçı' olduklarını haykırırlar. Oysa eşyanın tabiatı gereği, var olan düzene karşı savaşmak üzere, düzen güçlerinden daha katı bir disiplin ve otoriteye koşullanmış, dolayısıyla özgürlüğün tam tersi bir yapılaşmayı gereksinirler. 'Bağımsızlıkçılık'larına gelince, söylemleriyle eylemleri içler acısı bir çelişki içindedir. Çünkü devlet düzeninin memur aylıklı güçlerine karşı direnebilmek için, en çok onlar kendilerini besleyen harici kaynaklara bağımlı ve bu kaynakların elinde oyuncaktırlar, kim ne verirse kabul etmek zorundadırlar. En büyük devlet bizimki olduğundan, elbette en büyük terör örgütü de bizim PKK. En büyük olmak, PKK'yı da en dış bağımlı, en otoriter ve totaliter terör örgütü kılmış. Otorite otoriteyi, totalite totaliteyi mi çağırıyor nedir? On beş yıldır hem döven, hem dövülen 'özgürlük' diye böğürerek, alt alta, üst üste boğuşup duruyoruz.
Fransa'nın yüzölçümü bizimkinden daha küçük. Nüfusu da -maalesef- hamamböceği gibi çoğalmadığından, hep daha ufarak terör örgütleriyle mücadele etmiş. Fakat son yüzyılda epeyce başı ağrımış terörden ve hatta, bildiğimiz DGM'leri kurmak zorunda kalmış. Kaderin cilvesine bakınız ki, bu mahkemeler zamanında hiçbir dişe dokunur teröristi yakalayıp cezalandıramayan Fransa, canını en çok yakan Doğrudan Eylem (Action Directe) terör örgütünü ve son olarak Çakal Carlos'u, 1981 yılında ölüm cezasını ve DGM'leri kaldırdıktan sonra ele geçirmiş! Gerek Doğrudan Eylem grubunun elebaşları ve elemanları, gerekse Çakal Carlos, bugün birkaç kez müebbet hapse mahkûm olarak içerdeler. Hatta Carlos'un devam eden dört davası daha var. Daha da ilginci, Carlos henüz yakalanmadan, üç polisi öldürmek suçundan zaten gıyabında yargılanıp ömür boyu hapse çarptırılmıştı. Fransa Hartum'dan, müebbet kararı vicahiye çevrilmesi gereken bir mahkûmu kaçırmış oldu aslında!
Doğrudan Eylem örgütünün elemanları, Çakal Carlos ve 1995 yılında Paris metrolarını kana bulayan FİS yanlısı teröristler, 'özel' ağır ceza mahkemelerinde yargılandılar. Bu ağır ceza mahkemeleri, 'devlet güvenliğine karşı işlenmiş suçlar'a bakmakla yükümlü ve 1981 yılında lağvedilen DGM'lerin yerine kuruldu. Jüri olmayan mahkeme heyetinde, bir başkan ve altı yargıç var. Olağan ağır ceza mahkemelerinden farkı, dört yargıç fazlası. Ve Fransa, bu mahkemelerin DGM'ler kadar, hatta daha etkili olduğunu keşfetti. Doğrudan Eylem örgütüyle devlet arasında ve (ne tesadüf!) on beş yıl süren çekişmede, örgüt elemanları üç kez DGM'ye çıkarılmışlar, çeşitli nedenlerden adaletin pençesinden sıvışmışlardı; yakayı en ağır ve geri dönülmez biçimde söz konusu ağır ceza mahkemesine kaptırdılar. Artık içerde 'çürütülüyorlar.'
Elbette bizim devletimiz daha büyük, yüzölçümümüz daha geniş Fransa'dan. Ancak Apo'nun DGM'de yargılanması 'küçük' bir seçim. DGM'lerin uluslararası düzeyde yasal olmadıkları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yitirilen davalarla anlaşıldı. Niçin uluslararası bir başarıya, uluslararası bir gölge düşürülmeye hazırlanılıyor? Niçin yavaş olmakta çok becerikli Türkiye, alelacele bir yargılamaya gidiyor, niçin dünya hukukunda geçerli özel bir ağır ceza mahkemesi kurulmuyor? Bu eksik çıkacak apar topar hesabı anlamıyorum.