Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Biri Çil, biri Fadıl

Radikal · 5 Mart 1999

Türkiye'miz çok gelişti, çook. Eskiden hem kel, hem fodulumuz vardı; artık hem 'Çil', hem 'Fadıl'ımız var. Ne de yakıştılar birbirlerine! Biri leke leke sarışın, öteki kıl kıl esmer; kimbilir kaç milyon yumurtanın üstüne yatacaklar, çilli tavuklar, kıllı horozlar çıkaracaklar kuluçkalarından. Kuluçka dediğinize, elbette iyi bir folluk gerekir. Hem Çil, hem Fadıl'ımızın folluğu, bildiğiniz gibi tarikatlar.

İslam bilgini Abdülbaki Gölpınarlı, tarikat olgusunu, 'Kulu Tanrı'ya yaklaştıran zevk, sevinç, bilgi, aşk ve çekim yoludur,' diye açıklıyor. Tarikat yolunu tutan kişi, varlığını Tanrı'ya verir, her şeyde onun kudret ve hikmetini görür, kendi ölümlü varlığını ve tüm ölümlü varlıkları, gerçek ve tek varlık Tanrı'da eritir; onun varlığıyla varolduğunu bilir, bilgisi görüş, görüşü oluş haline gelirmiş.

Ancak hem Çil, hem de Fadıl'ımız sayesinde ve onlardan çok önce aynı yolu, yani seçim folluğunu eşeleyenler yüzünden, tarikat kavramını yeniden ve günümüz Türkiye'si koşullarına göre tanımlamak gerekiyor. Ben düşündüm, taşındım, kaşındım ve tarikatçılığı yepyeni bir eksene oturttum. Hem Çil, hem Fadıl'cı toplum kanadının dayandığı tarikat olgusu, 'vurguncuyu Para'ya yaklaştıran zevk, sevinç, bilgi, aşk ve çekim yoludur'. Tarikat yolunu tutan kişi, varlığını Para'ya adar, her şeyde onun kudret ve hikmetini görür, kendi ölümlü varlığını ve tüm ölümlü varlıkları, gerçek ve tek varlık Para'da eritir; onun varlığıyla varolduğunu bilir, bilgisi vurgun, vurgunu devlet görüşü haline gelir. Vurgunu devlet görüşü haline getirmek için, bu seçim folluğundan öncelikle tabii ki Para'ya tapan milletvekilleri çıkarmak gerekir. Neden vekilleri de, milleti değil derseniz, millet çok fazladır, gözünü doyurmak bile zordur, oysa vekilleri birkaç yüz tanedir, küplerini doldurmak daha kolaydır. Bir kez seçildikten sonra milletin mührünü istedikleri ihaleye basabilirler. İşte tarikatçılık, bu anlamda müthiş etkili bir geçim yoludur, çünkü ölümlü varlıkları Para'ca öğütülüyorsunuz diye söğüşledikten sonra edinilen ölümsüz servetlere 'helal' ve 'normal' diye bakmaya alıştırır.

Zaten ölümlü tarikatçı milleti de, tek gerçek varlık Tanrı'da erimektense, Para tarafından öğütülmeye hazırdır. 'Ögütüle, söğüşlene bir gün ben de öğütür ve söğüşlerim' mantığıyla yaşamakta, kendileri donsuz gezerken şeyhinin şıhının Mercedes'lerde dolaşmasına sevecenlikle bakmakta; hem Çil'in ABD'deki han hamamları, hem Fadıl'ın jetlerini helal olsun, diye değerlendirmektedir.

Zaten ölümlü tarikatçı milleti de kendi çapında öğütüp söğüşlemekte ustalaşmıştır. Devlet arazisini söğüşleyip gecekonduran odur. O izinsiz gecekondurur, vekilini iktidar yapıp bedava tapu alır. Dağları, tepeleri gaspeder, ormanları biçer, 'Elektrik istiyom, su istiyom!' diye bağırır, verilecek suyun içine kanalizasyonunu akıtır, çengel atar parasız elektrik apartır, bedelini ödemediği, vergi vermediği milletin tapulu arazisine, vergi verenlerin ortasında lök gibi oturur. Dolayısıyla bu follukta çil tavuklar fadıl yumurtalardan, fadıl yumurtalar çil tavuklardan çıkmaktadır.

Ancak Fadıl'lar, fodulluk yapmadan duramazlar. Erken öten horozun başına gelenleri unutup kibirlenirler. Eski kellerin iktidarda palazlanan Çil'leri ise, horoz Fadıl'ın gazına gelip fazla yumurtlamaktan halsiz düşebilirler. İşte o zaman bu kıssaya, ayağına dolaşan yanlış hesabın hissesi denir.