Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Fransız usulü sansür (2)

Radikal · 7 Mart 1999

Yıllar geçiyor ve benim Türkiye'de ödediğim vergileri Fransa'da ikinci kez kesmek isteyen Montpellier vergi dairesinin tahakkuk ettirdiği meblağ ve cezalar katlanarak yükseliyordu. 1997 yılında, talep edilen meblağ yarım milyon franka erişmişti! Oysa beni diş macunu gibi sıksalar, bu parayı çıkartmaları mümkün değildi. Ne arabam vardı, ne evim, ne de bankada bir servetim. Tüm eşyalarımı haczetseler, bilgisayarlar dahil istenen vergi ve cezanın onda biri etmiyordu. Yapacakları tek şey, hapse atmaktı! Hürriyet muhabiri Muammer Elveren de aynı durumdaydı. Ondan da aynı 'komik' meblağlar talep ediliyordu. Paranoyak bir biçimde düşünmeye başladık: Niçin vergiciler ikimizin üstüne geliyor ve diğer Türk gazetecilere ilişmiyorlardı? İkimiz de Doğan Medya Grubu'nun çalışanlarıydık, bu bir tesadüf olabilir miydi?

Bu arada ben vergi uzmanı kesilmiştim. Fransa'nın kendi yazar ve çizerlerini de vergi yoluyla 'susturduğunu' öğrendim. Honore de Balzac, hakkında tahakkuk ettirilen vergi borcuna yüreği dayanamayarak ölmüştü. Ünlü hiciv ustası çizer Daumier de öyle. Bernard Tapie'nin avukatı, Tapie'yi savunduğundan beri, dördüncü kez vergi incelemesine tabi tutuluyordu. Ve hiçbir demokratik ülkede olmayan bir uygulamayla, Fransız vergi dairelerinin 'imzasız ihbar mektuplarını' işleme koyup, ihbar edilen kişi hakkında inceleme başlattığını da öğrendim! Ben de tam o sıralar, Fransız televizyonlarında boy göstermeye ve örneğin Ermeni ve Kürt sorunları hakkında konuştuğumda, 'Senin canına okuyacağız!' türü tehdit mektupları almaya başlamıştım. Birilerini rahatsız ettiğim kesindi.

Canım dostum yazar ve çizer Roland Topor, eserlerinden başka hiçbir serveti olmamasına karşın, kendisine çıkarılan 3,5 milyon franklık vergi borcunun üzüntüsüyle beyin kanaması geçirip ölünce, Fransız vergicilerine karşı gösterdiğim direnci, dövüşe dönüştürmeye karar verdim. Büyükelçilik mali danışmanı Yaşar Özek'in üniversitedeki profesörü Philippe Abella, gönüllü avukatlığımı üstlendi. Başladık Maliye Bakanlığı'nı başvuru ve itiraz bombardımanına. O sıralar Paris'e gelen Devlet Bakanı Işın Çelebi'ye sorunu anlattık. Onun aracılığıyla T.C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü'yle temasa geçtim. Allah için, ellerinden geleni yaptılar, ancak Fransa'nın, Türkiye ile bu ülke arasında imzalı çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmaya yaptığı 'tek yanlı' yoruma müdahale edemiyorlardı. Oysa, Türkiye'de görevli Fransız gazetecileri, örneğin Le Monde muhabiri Nicole Pope ve A FP muhabirinden, benden istenen hiçbir gelir bildirimi ve vergi istenmediği gibi, Türkiye bu gazetecilere diplomatik araba plakası, uçak ve trenlerde yüzde 30 indirim uyguluyordu! Bizim Fransa'da hiç böyle haklarımız yoktu. Anlaşma gereği 'serbest meslek'ten sayılan gazetecilerin yanı sıra Türkiye'deki şirketlerde görevli 3 bin Fransız, vergilerini kendi ülkelerine ödüyor ve rahatsız edilmiyorlardı. Ve sözüm ona, bu anlaşma 'mütekabiliyet' esasına dayalıydı. Yani bana ve Muammer'e burada ne yapılıyorsa, Türkiye'deki Fransızlara da aynı uygulama gerekliydi!

Avukatımla birlikte Fransız Maliye Bakanlığı'na yağdırdığımız itiraz dilekçelerinden sonra, Montpellier vergi dairesi, birdenbire suskunluğa büründü. 'Parayı öde!' diye tutturmayı bıraktılar. Ancak, 'Evet haklıdır, vergi kaynağı Türkiye'dir, bize borçlu değildir!' diye bir kâğıt da vermiyorlardı. Sonuçta, Fransa'nın beni bir Demokles kılıcı altında yaşatacağını ve 'Eğer hoşumuza gitmeyen bir şey yaparsan dosyayı raftan indiririz ha!' tehdidiyle gazetecilik yapacağımı anladım. Oysa böyle bir tehdide boyun eğmeyeceğim. Bu ayın onunda vergicileri dava ediyorum. Avukatım, mahkemenin üç yıl sürebileceğini söyledi. Önemli değil, beklerim. Ondan sonra, mütekabiliyet açısından Türkiye'de çalışan Fransızların peşine düşeceğim!