Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Parodi ve üslup

Radikal · 8 Mart 1999

Tam elli yıl önceydi. Dünya sinemaları, Warner Bross şirketinin başyapımı Casablanca filmini paylaşamıyor, tüm erkekler şapkalarının altında Humphrey Bogart kelleleri taşıyor ve bulabildikleri piyanolara abanıp, birdenbire 'siyahi'si moda olan piyanistlere: 'Bir daha çal Sam!' diyebilmek için yanıp tutuşuyorlardı. Kadınların durumu da farklı değildi. Hepsi birer Ingrid Bergmann şapkası edinmiş, yandan çarklı giyiniyorlar, aynı hazin gülüşle dolaşıyorlardı ortalıkta. Böylesi evrensel bir moda, elbette parodi ustası Marx Brothers ikilisinin repertuvarında yer almalıydı. Marx kardeşler, 'Casablanca'da Bir Gece' adını verdikleri yeni güldürüleriyle kırıp geçirmeye başladılar Amerikalıları. Ancak Warner Bross şirketi pek övündüğü yeni yapımıyla dalga geçilmesinden hiç hoşlanmamıştı. Marx Brothers'ı filmin müseccel adını izinsiz kullanmaktan ötürü mahkemeye vermekle tehdit etti. Marx Kardeşler'den en büyüğü Groucho, aldı kalemi eline ve Warners Bross'a yanıt

olarak, "Filmlerinizde yerli yersiz 'brothers' sözünü kullanmaya devam edecek olursanız, asıl biz sizi dava edecek ve tazminat isteyecegiz!" müjdesini verdi. Casablanca sözüne karşı hiçbir filminde hiçbir oyuncunun 'kardeşler' diyememesi tehlikesine karşı, Warner Bross, güldürü ustalarıyla uğraşmaktan vazgeçti.

Apo'nun Kenya'dan kaçırılması da değme polisiye filmlere taş çıkartacak türden, bildiğiniz gibi. Yağdan kıl çeker gibi tamamlanan

operasyon, biz Türkler için haklı bir gurur kaynağı oldu. Bütün yabancı devletlerin de, bir şeycikler söylemeseler bile parmaklarını

ısırdıkları kesin. Gelin görün ki, Marx Brothers'ın Casablanca'ya reva gördükleri parodi, bizim filmin Apo'nun kaçırılmasını izleyen bölümlerinde mutena basınımızın yayınları yanında hiç kalır. Öylesine cıvıttık ki işi, Apo'-nun sözümona itirafları, Türk gazetelerini

özel bir ilgiyle izleyen Avrupa basınında tartışma konusu yapıldı ve 'güvenilir' olmadıklarına karar verildi. Oysa yayımlanan itirafların büyük bölümü doğru ve bunca yanlış anlaşıldığımız bir konuda, elimizdeki somut kanıtları bir üslup hatasıyla heba etmemiz, içimi sızlatıyor.

Avrupa basını, oldum olası Türkiye'ye karşı ve inanılmaz ölçüde ikiyüzlüdür. İkiyüzlüdür, çünkü Fransa, Çakal Carlos'u Nairobi'den aynen Apo'nun uyutulduğu gibi uyutup, üstelik bir torba içine koyup kaçırdığında, kendi gizli servislerine alkış tutmuş, Carlos'un 'insan hakları' ile hiç ilgilenmemiş, bugün Apo'nun gözlerinin bağlanmış olmasını, uyutulmasını vb. 'trajik' olarak nitelemektedir. Carlos'un daha yakalanmadan müebbet hapse mahkûm edilmiş olmasının üstünde hiç durmamış, ünlü teröristin hapishanede hangi koşullarda kaldığını merak etmemiş, tutuklandıktan sonra kaç gün süreyle sorgulandığını ve tutuklanmasıyla ilk kez mahkemeye çıkarılması arasında geçen dört yılda ne durumda oldugunu hiç sorgulamamıştır. Bugün Apo'un sağlığı ve afiyetiyle sevecenlikle ilgilenmekte, çiğnenen hakları hakkında veryansın etmektedir. Bunları biliyoruz. Ama basınımızın Apo'dan gelen haberler ve itirafları kullanma üslubu, 'inanılmaz' damgasını yiyorsa, inanın bizim suçumuz. Kanlı katil Apo'nun 'megaloman' olduğunu tüm dünya kabul ediyor. Aşırı şişirilmiş balon gibi patlayan bu kişiliğin, tehlikeli bir 'psikopat' olduğunu da kanıtlamamız gerek. Ancak, yorumu yapması ve inandırıcı olması gereken basının kendisi isterikse, neyi nasıl anlatacağız? Caninin tehlikeli bir deli olduğunu, isterik çığlıklarla ilan edersek kim inanır?