Devekuşu türbanı
Radikal · 14 Mart 1999
Anamın babamın kucağına onlar yarım yüzyıla yakın bir yaşamı geride bıraktıktan sonra düşen ben, ülkemin yakın tarihini bizzat onların ağzından dinledim ve yaşlılıklarını kendim için bir şans olarak değerlendirdim. Annemin yaldızlı anaokulu belgesi Osmanlıcadır ve babamın yaşamı başlı başına bir menkıbe. Çiçeği burnunda askeri mühendis olarak ayağındaki Paris tozuyla kendisini sondan bir önceki Kürt isyanının ortasında bulan babam, isyana ilişkin ağlayarak anlattığı manzaraların yanı sıra, ilk kez ayak bastığı Güneydoğu Anadolu topraklarından garip ve gülünç görenekler de aktarırdı. Bunlardan biri, kadınların hicap duygusuyla ilgiliydi. Canım babacığım, "Erkek görünce eteklerini kaldırıp başlarına geçirirler, kıçlarını açıkta bırakıp kafalarını örterler," derdi ve ben katıla katıla gülerdim. Çünkü babamın anlattığı imge, yeni oluşan belleğimde devekuşlarına değgin öğrendiklerimle çakışıyor ve eteğini kaldırıp kafasını örten kadınları, başını kuma sokup tüm gövdesini saklandı sanan devekuşlarına benzetiyordum.
Geçen gün, türbanlı bir milletvekili adayının fotoğrafını görünce, yine devekuşlarını düşündüm. FP'li bayanın ruju, makyajı, yani çekiciliği tamamdı. Gizlediği saçlarını cinsellik çağrısına bir aksesuvar olarak kullanıyordu.
Türkiye'de FP dincileri, sıkmabaş ve türbanı kadının 'kişisel tercihi' gibi gösterip savunuyorlar. Oysa bu kapanış, kadının erkek gibi başı açık dolaşamayacağıyla başlayan ve kadınların hiçbir düzeyde erkeklere eşit olmadıkları 'ikinci sınıf yurttaşlık'ta biten bir koşullanma zinciridir. Sorarım, ikinci sınıf yurttaşlığı kabullenmenin 'kişisel tercihi' olur mu? Zekânın karşıtı çoğu kez sandığımız gibi aptallık değil, koşullanmışlıktır. Bir geleneğe, göreneğe, alışkanlığa ve inanca koşullanan beyin, istediği kadar iyi eğitilsin asla özgür zekâya dönüşemez. Peki bizim dinci kadınların baş örtmeye koşullanması, cinsel namusunu saçında sanması nereden ve hangi tarihten geliyor, bilen var mı?
Ben biraz araştırdım ve bir de ne göreyim, kadın başının örtülmesi aslında gâvur âdetinin dik âlâsı! Henüz tektanrılı üç din ortada yokken varmış, Hz. Muhammed'in doğumundan 1700 yıl önce, Asur kralı 1. Teglat Falazar yasalarında yer almış ve: "Evli kadınlar başlarını, özgür adamların kızları yüzlerini örtecekler. Esirler ve fahişeler açık başla dolaşacaklar," buyrulmuş. Yasaya uymayanlara şiddetli cezalar öngörülmüş. Saçın günahı, dinle ilgili değil. Çünkü çoktanrılı Asur'da olduğu gibi, tektanrılı Yahudilikte de geçerliymiş. Ortadoğu kadınına yönelik yaklaşımı olduğu gibi benimseyen Hıristiyan dininde, kadının baş örtme zorunluluğu, tarihte ilk kez Aziz Paul tarafından 'cinsel yasak' ve kadının 'ikinci sınıf'lığına yamanmış. Ve Aziz Paul, İncil'in bir suresine başı açık dua eden kadının 'önder'ine karşı geleceğini, başı açık gezmek isterse saçlarını kazıtması gerektiğini ve saçlarını kazıtmak istemeyen kadının saçını gizlemek zorunda olduğunu yazmış. Gördüğünüz gibi başörtüsü, aslında üç bin yıllık bir 'gâvur' ve 'kâfir' icadı. Şimdi saçını namus sanan kadınlar, eğer biraz kafaları kaldıysa oturup, başlarını örtmekle kimin emrine uyduklarına ve hangi amaca hizmet ettiklerine karar versinler.
Bazılarının ise, ülkemizin üç bin yıl önceki yasalarla yönetilemeyeceğini ve tarihöncesi yasakların 'kişisel tercih' özgürlüğü diye savunulamayacağını artık anlamaları gerekiyor.