Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Öteki Çanakkale

Radikal · 20 Mart 1999

Bütün savaşlar arasında, Türklerin yedi düvele aynı anda kafa tuttukları ve Mustafa Kemal'in komutanlık dehasını cephede ilk kez gösterdiği Çanakkale destanının özel bir yeri vardır indimde. Osmanlı'yı çökerten yenilgilerden zafere dönüşen birinci savaştır Çanakkale. Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransız askerlerin ailelerine gönderdikleri mektuplardan oluşan 'Mehmetçik Sözü' adlı kitapta, Çanakkale'den yazılmış 19 Mayıs 1915 tarihli bir mektup da var. Savaşın hangi boyutlarda bir vahşete ulaştığını gösteren mektup, Çanakkale'nin öteki yüzünü, düşman cephesini yansıtıyor. Yukarı Korsika'nın Speloncato yöresinden bir köylü çocuğu olan Jacques Ambrosini, Çanakkale savaşlarına katıldığında 19 yaşındadır ve cephedeki son saatlerini şöyle anlatır kardeşi François'ya:

"Sevgili kardeşim,

Hücuma kalktığımızı haber verdiğim son mektubuma bıraktığım yerden devam ediyorum. Süngü takıp fırladık siperlerden. Yüzbaşı önde biz arkada, otuz kırk metre koşup, ilk siperleri boşaltan arkadaşların yerine yerleştik. Barut kokusunun tahrik ettiği öldürmek hırsıyla, vahşi hayvan çığlıkları atarak, çünkü insan savaş sırasında vahşileşiyor, gözümüz dönmüştü. Öldürmek, katletmek arzusuyla yanarak, tek bir vücut gibi saldırıya geçtik. Victor yanımdaydı, ancak bu delice koşu sırasında gözden yitirdim onu. Silah arkadaşlarım sinekler gibi düşüyordu. Hemen hepsi yaralanmıştı. Kimisi, karım, çocuklarım, diye inliyor; kimi anasını çağırıyor ve 'Bitirin işimi, acı çektirmeyin!' diye yalvarıyordu. Yüreğimiz paramparça, kanlı cesetlerin üzerine basarak ilerlemeye devam ettik. Yerde yüzlerce Türk kadavrası vardı. Bizim 75'likler (toplar) iyi iş görmüştü. Cesetleri şişmiş, patlamak üzereydi. Vurulmayanlar koşarak kaçmaya çalışıyordu, biz de peşlerinden. Ama yakalamak olanaksızdı. O zaman diz çöküyor, nişan alıyor, pat pat düşürüyorduk. Siperleri aşan Senegalliler, yaralı Türklerin işini süngüyle bitiriyorlardı. Bize de yaralıları öldürmemizi emrettiler, ama benim cesaretim yoktu. Birden üçüncü düşman siperinde, yaşlı Muhammedçilerden birini gördüm. Yaralıydı ve henüz kaldırabildiği kollarıyla bir sopaya beyaz bayrak çekmeye çalışıyordu. Yanına yaklaştım. Bir de ne göreyim? Bana dikti gözlerini, sonra tüfeğine davranıp kafama nişan almaya çalıştı. Zavallı. Daha hızlı davranıp sağ şakağından süngüledim ve içgüdüsel olarak tetiğe bastım. Beyni patladı, parçaları uçuşup yüzüme yapıştı. Artık ben de tüm yaralıların işini bitirecektim. Öyle de yaptım. Beş sıra siper daha aştık ve arkamızda yaralı bırakmadık. Çünkü Türklerin yaralısı bile, ancak ölünce kesiyordu ateşi. Otuz metre önümde kaçmaya çalışan bir Türk gördüm. Tetiği çektim, düştü. Yanına geldim, bir mermi daha salladım, onun da beyni uçtu. Ama bir vadiye sığınmışlardı, artık hepsini avlamamız olanaksızdı. Yüzbaşımı gördüm, bana dönüp: 'Cesaret!' diye bağırdı. Ancak aynı anda kasığımda bir elektriklenme hissettim, yaralanmıştım.

Yere yıkılırken, önümde giden arkadaşın

parçalanmış kafatasını gördüm. Sıhhiyeye

doğru sürünmeye başladım. Türkler yeniden mevzilenmişlerdi. Arkadaşlar artçıları şişlemeye çalışırken, sağ cenahtan bomba ve mermi yağdırıyorlardı üstümüze..."

Yaralı Jacques Ambrosini için Settülbahir'den kalkan Le Gange zırhlısında biten Çanakkale savaşı, hasım kanların birbirine karıştığı cephelerde, yalnızca ölünce tüfeği susan ve süngüsü duran kahramanlar kaldığı için kazanılmıştır.