Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Little Big Horn

Radikal · 22 Mart 1999

Güneş, tüm kış ayları boyunca elinin tersiyle itip ağlattığı Paris'i bağışlar gibiydi. Çaresiz, züppe kızı Paris'e de verecekti bir dilim ilkbahar. Güzelim kentle arasına giren kara bulutları birkaç günlüğüne kovaladı, masmavi bir gökyüzünden gösterdi nur yüzünü. Biz ölümlüler de, ısınınca biti kanlanan zombiler gibi döküldük yollara. Görülecek pek çok şey vardı.

Seine nehrinin üstünden geçirilen değerli yüzüklerden Güzel Sanatlar köprüsü ahşap olup, taştan oyulan azametli benzerleriyle inceden inceye dalga geçer. Güzel Sanatlar geçidi aslında köprü değil köprücüktür ve nazik bedenini yalnızca yayalar çiğner. İşte bu ahşap köprünün bir büyük heykel sergisine dönüştüğünü ve Senegalli sanatçı Ousmane Sow'un 'Little Big Horn' savaşını temsil eden yontularına sahne olduğunu biliyordum. Ama

gidip görmeden önce Little Big Horn'un ne menem

bir savaş, General Custer'in de kimin necisi

olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Aslında Küçük Dev Adam filminden, hayal meyal bir şeyler vardı kafamda. Ancak Anglosakson kültürüm zayıftı, bilgime güvenemiyordum.

Açtım telefonu en uzman Anglosakson'cumuz, canım ciğerim Memet Baydur'a. Çin'den maçine yedi düvelin tarihinden haberli ve Anglosakson kültürü dışında saksofon da bilip çalan Memet'in teşhisi kesindi. General Custer, beyaz Amerikan tarihindeki en ırkçı militanlardan biri, üstüne üstlük megalomandı. Ömrünce Kızılderili avlamış, büyük soykırımı başlatmış, Little Big Horn denilen yerde Siyuların tuzağına düşmüş ve adamlarıyla birlikte öldürülmüştü. Ancak beyazlar, bu yenilgiden sonra tüm Kızılderilileri Kuzey'e sürmüşler ve topraklarını ilelebet almışlardı ellerinden. Aklımda kalanlar doğruydu, bu yenilginin beyaz ırk için zafere dönüşen öyküsünü anlatırdı Küçük Dev Adam filmi.

Güzel Sanatlar köprüsüne Little Big Horn konusunda donanımlı gittim. Ama gördüklerim, her türlü gerçek ve hayali aşıyordu. Köprünün ortası dev boyutlarda 11 at, 24 asker ile General Custer'in tuzağa düştüğü savaş alanına ayrılmıştı. Ancak heykeltıraş Ousmane Sow, bu savaşın ırkçı neden ve sonuçlarını anlatmak istiyordu aslında. Little Big Horn'da olup bitenleri, otuz heykel seyirciyle çevrelemişti. Bu heykeller, Afrikalı Nuba, Zulu, Masai ve Peul kabilelerinin savaşçıları ve beyaz ırk tarihinde Amerikalı Kızılderili kardeşlerinin kaderini paylaşan kıtalar ötesi sessiz tanıklardı.

Ousmane Sow, 62 yaşında bir taze yontucu. Dakar'da yaşıyor ve on yıl önce, gözünün önünde soyu tükenen Nuba kabilesinin heykellerini yaparak başlamış yontuculuğa. Kendi kendisine: "Eğer dünya benimle ilgilenirse, belki Nubalarla da ilgilenir, kurtarmaya çalışır," diye düşünmüş. Dünya çapında kazandığı yeni şöhreti, başını döndürmemiş. "İnsanın emekliliği düşündüğü bir yaşta gelen bu ünü, Afrika için kullanmak istiyorum. İnsanlar, bu kıtada da güzel insanların yaşadığını bilsinler, çocuklar dünyanın onların önünde açık olduğunu öğrensinler diye düşler yaratıyorum," diyor.

Bilmem Masai kabilesi savaşçılarının dünyanın en biçimli insan vücutlarına sahip olduklarını, Etiyopya kadınlarının ince uzun ve inanılmaz güzelliğini bilir misiniz? Beyazların ırkçı kapitalist emelleri, bir kıta dolusu insanı birbirine yediriyor hâlâ, Afrika'da. Paris'ten sonra Japonya'ya gidecek Little Big Horn sergisi, onların da insan, üstelik bazen çok daha insan olduğunu anlatıyor anlamak isteyen dünyaya. Anlamak neyi kurtaracaksa...