Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Üçüncü Kosova Savaşı

Radikal · 26 Mart 1999

Bela, geliyorum diye haykıra haykıra geldi sonunda. Dünya savaşlarının kıvılcım odağı Balkanlar, yeni bir yangına gebe. Elbette hunhar, elbette ırkçı, elbette suçlu Miloşeviç rejiminin tepesine bomba yağıyor. Ancak ben bu savaşın, Türkiye'nin başına yakın ya da

uzak bir tarihte büyük iş açacağından korkuyorum. Çünkü duygusal ve insani nedenlerle başlatıldı ve mantığı yanlış. Mantık yanlışının ilk altını çizen, Rus Başbakanı Evgeni Primakov oldu. Türk basınının dün atladığı Primakov'un açıklaması, ilerde ülkemizin başına örülebilecek çorabın ucunu gösterdi. Primakov, salı günü yaptığı basın toplantısında, Rusya'nın NATO'ya karşı muhalefet nedenlerini sıralarken, Sırbistan'nın bugüne değin sınırları dışında hiçbir ülkeye saldırıda bulunmadığını, NATO bombardımanlarının egemen bir ülkenin içişlerine müdahale olduğunu söyledi ve: "Bu müdahale İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya dengesini değiştirir. Bu mantıkla belki birileri de Kürt sorununun çözülmediğini bahane ederek Türkiye'ye saldırmak isteyebilir!" dedi. Primakov'un açıklaması, en çok Türk düşmanlarını sevindirdi ve Fransa'da merkez sağcı Ermeni milletvekili Patrick Deveciyan'ın ağzından tekrarlandı!

Bu sözler karşısında galeyana gelip, haksızlık diye bağırmak elbette mümkün ve kolay. Ancak, duygusallığı bir yana bırakıp soğukkanlılıkla baktığımızda PKK bizim için neyse ve Türkiye'ye karşı ne yapıyorsa, Kosova'daki UÇK gerillası da Sırbistan için aynı niteliği taşıyor ve benzer eylemler yapıyor. Sırbistan'ın sınırları içindeki Kosova'da örgütlenen ve bağımsızlık için savaşan UÇK'ya karşı topraklarını böldürmemek için verdiği savaşın haklılığı ya da haksızlığı duygusal anlamda tartışılabilir. Ama uluslararası hukuk kapsamında ve yansız düşünüldüğünde, haksız olduğu biricik nokta, bölgeye tanınan 'özerkliği' tek yanlı olarak iptal etmesidir. Sırbistan'ın, Kosova'nın kendi topraklarından kopmasını önlemek için giriştiği, ancak etnik temizliğe ve katliama dönüşen saldırıları bitirmek için araya giren NATO müttefikleri bir barış planı yaptılar. Rambouillet'de suya düşen bu barış planı, Kosova bölgesine yine özerklik öngörüyor. Sırplar, özerkliğe boyun eğdi ve zorla da olsa kabullendi. Ancak Amerikalıların mimarı olduğu barış planı, üç yıl sonra Kosova'ya referandum yoluyla 'kendi kaderini tayin etmek' hakkını da tanıyor. Oysa herkes biliyor ki, üç yıl sonra yapılacak referandumda Kosova bağımsızlığını ilan edecek. Belki de Arnavutluk'la birleşecek! İşte Sırplar, bu referandum hakkına karşı çıktıkları için imzalamadılar Rambouillet anlaşmasını. Sizin anlayacağınız, yalnızca 'referandum' paragrafının metinden çıkarılmasıyla tarafların anlaşması sağlanabilecek ve savaşa gerek kalmayacaktı aslında.

Batılılar, niçin Kosova tarafına daha fazla bastırmadılar, niçin üç yıl sonraki referandum konusunda böylesine ısrarlılar, anlamak kolay değil. Üçüncü Kosova savaşıyla bir ilke imza atılıyor ve egemen bir ülkenin sınırları içinde yaptığı katliamlara müdahale

ediliyor. Batı'nın Irak operasyonu, bu ülke başka bir ülkeyi işgal ettiği için bir meşruiyet taşıyordu. Oysa Sırbistan'a müdahalede insani haklılık var, ama hukuksal meşruiyet yok. Ve bu örnek, dış müdahalelerin ileriye dönük tehlikeli ivmelerini haber veriyor. Artık başta Irak, etnik çoğunluklu her ülkeye, halkların kendi kaderlerini tayini için 'referandum' hakkı diye bastırılabilir, hatta saldırılabilir.