Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Duyguların gücü

Radikal · 31 Mart 1999

"Kur'anı insanlar Kerim diye anarlar

Arada bir okunur, ama kim devamlı okur?

Oysa kadehin çizgilerinde yazılı

Hoş kitabeyi

Gözler olmasa bile ağız bilir

Kıraat eylemeyi."

ÖMER HAYYAM

Ölenle ölünmediği gibi, savaşanla da savaşılmıyor tabii. Kosova'da hayaletlik çarşafı yağmurda aktığı için (şeker gibi tümden erimediğine şükür) düşürülen F-117 ve önlenemeyen göç, durdurulamayan katliam gibi felaketler dizisi içindeki son neşemizi, "Et la vie continue!" diyerek yaşamın her koşulda sürdüğünü kanıtlayan Fransız milletinin şarap tutkusuna borçluyuz.

İran İslami Halk Cumhuriyeti, biliyorsunuz bir süreden beri ılımlı açılımlarda bulunuyor. Ilımlı Cumhurbaşkanı Hatemi, dışarıya karşı ilk ılık açılımını İtalya'ya yaptı ve bahar havalarından yararlanarak 12 Nisan'da da Fransa'yı ziyaret edecekti. Cumhurbaşkanlığı düzeyindeki resmi devlet daveti üç gün sürecekti, her iki ülkenin protokolü aylardan beri bu ziyareti hazırlıyordu. İran ekonomisi berbat. Hatemi ve hükümeti, Fransa'da İran'a yatırım yapacak şirket arıyor. Örneğin petrol şirketi. Fransa ise ABD rekabetinin olmadığı bir pazar alanını İran'da görüyor. Ancak bütün bu hesaplar, şarap yüzünden şimdilik suya düştü. İran tarafı, ziyaret sırasında verilecek ziyafetlerde, ne olur ne olmaz, kanı akıtılmamıştır, domuzla birlikte yatmıştır diye hiçbir et servisi istemediler. Fransızlar olur deyip, balık koydular bütün mönülere. İçecek olarak hem su, hem meyve suyu, hem de şarap sunulacaktı. Ancak İranlılar, "Hayır, masalarda şarap şisesi bile görmek istemiyoruz," diye tutturdular. Fransızlar şaşırdı. Kimse Hatemi ve adamlarını şarap içmeye zorlamıyordu. Ama Fransız tarafı olarak İranlı mollaları, hiç olmazsa kendileri kafa çekemeden çekemezlerdi. Direttiler. "Şarapçılık, Fransa'nın alameti farikasıdır, masanın üstünde olacak. Yapabileceğimiz tek şey, İran kültürünü övmek için atılacak nutuklarda, sizin şarapçı ozan Ömer Hayyam'ı anmaktan kaçınmak olacaktır," dediler. Ama İran Cumhurbaşkanı Hatemi, masada uslu uslu duracak şişeyi bile göze alamadı. Ve ziyaret belirsiz bir tarihe ertelendi. Şimdi iki taraf, yeni bir tarih için yemeksiz, dolayısıyla içkisiz bir davet üstüne çalışacak. Ilımlı İslamiyet'e umut bağlayanlara, kıssadan hisse. Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar gibi; muhalefette ıslık çalıp iktidarda borazana sarılan şeriatçı takımının hoşgörüsü bu kadar oluyor işte.

NATO müttefiklerinin sanal Kosova savaşı ile aynı günlere denk gelen bu olay, aslında dünyada çok karmaşık, çok teknik, çok bilimsel hesaplarla kuruluyor sandığımız sosyo-ekonomik dengelerin ne denli çıtkırıldım ve duygusal olduğunu gösteriyor, sevgili okurlar. Kosova savaşında neyi gördük? Görkemli teknolojilerin ve inanılmaz üstünlükteki vurucu güçlerin; ülkelerine tabut tabut asker cenazesi dönmesini, dolayısıyla halklarının duygusal tepkisini çekmemek için kara savaşına girmekten kaçınıp, kıçı kırık iki batarya ve bir avuç gözü dönmüş insan kasabına yenilebileceğini. Yenik ve ezik bir Rusya'nın, her türlü cefaya boyun eğip, gururunu daha fazla ezdirmemek yolunda kafayı kaldırdığını. Fransa-İran ilişkilerinde ise, din yasaklarına dolanıp kalmış bir ülkenin, birkaç şişe şarabın görüntüsüne tahammül edemediği için yıkık ekonomisini kurtarabilecek bir işbirliğinden cayabildiğini!

İnsanlık, duygudan arınmış hesaplar kitaplar yapıyor, yenilmez teknolojiler yaratıyor, sonra da duygulara yeniliyor. İlginç değil mi? Duygu gücü, zekâ gücünden üstün mü yoksa? Ne dersiniz?