Bayram bitti, buyrun seyrana
Radikal · 2 Nisan 1999
Görünüşte, Monica ile Tansu'nun hiçbir benzerliği yok, sevgili okurlar. Biri sarışın, biri esmer. Eh, normal. Çünkü esmer kadınlar, geniş genelinde yaşlandıkça sarışınlaşırlar. Beyaz saçları sarartmak karartmaktan daha kolay, yaşlı başa sarışın takım, esmer bakımdan daha az yıpratıcıdır. Ama görünüşün ötesinde, Monica ile Tansu'nun ortak yanları pek çok. Bir kez, ikisinin de çıkış noktaları ABD üniversiteleri. Her çıkışın bir girişi olduğu gibi, birinin sık sık, diğerinin daha az sık girdiği kapı, Beyaz Saray'ınki. İkisinin de malı mülkü ABD'de. Birinin sık sık, diğerinin daha az sık görüştükleri adam aynı. Aynı dili kullanıyorlar: Amerikanca. Üstelik ikisi de cesur kadınlar. Birisi cesurböbrek, öteki cesuryürek. Yok, öyle değildi. Galiba karıştırdım: Birisi cesurgırtlak, öteki cesurbilek. Hay Allah, böyle de değildi galiba. Birinin dilinde, birinin elindeydi
ama; hangi cesaret ve ne münasebetle kimin nesini tutuyorlardı, şaşırdım. Acaba başka bir sakatatlarıyla mı cesurdular? Bumbar, dalak ya da işkembeden atmakla mı ünlüydüler yoksa? Neyse. Doğrusunu bulmayı size bırakıp, bendeniz kullandığım tek sakatat beynimin ürünü, bugünkü mönümüze geçiyorum.
Monica Lewinsky'nin kocaman ağzıyla dünya gündemine girip, bütün haberleri yediği aylarda, bizim Daniel cık cık yapıp, bir kehanette bulundu: "Bu kadının cinsel yaşamı bitti!" Doğrusu bir anlam verememiştim, sözlerine. "Niye?" diye sordum hayretle. "Hiçbir erkek onunla birlikte olmaya cesaret edemez artık," dedi Daniel. Yine anlamamıştım. Bence Monica, tarihte ağzıyla kuş tutan tek kadındı! Salt dudaklarıyla dünyaca ünlü bir seks sembolü haline gelmişti ve bütün erkekler Clinton'ın yerini almak için can atıyor olmalıydılar. Meğer öyle değilmiş. Monica'nın gözüne kestirdiği (ya da ağzına layık bulduğu) Alman gazeteci, Daniel'in kehanetini haklı çıkardı. Monica'cık, yakışıklı Michael Watzke'yi akşam yemeğine götürmüş, yanına oturtmuş, inciler döktürmüş, kahkahalar atmış, sonra oteline davet etmiş, ancak Michael reddetmiş ve: "Nedenini bilmiyorum," diyor. Oysa belli. Alman gazeteci, Monica'dan düpedüz korkmuş. Niçinini anlamak için, galiba erkek olmak gerek.
Tansu Çiller, bir zamanlar Mehmet Ağar'ı çok severdi. Bunu daha kolay anlayabiliyorum. Çünkü Mehmet Ağar'ın, o sıralar kara kara gözlükleri vardı. Mafya fedaisiyle sivil polis karışımı pozları ve görünmeyen bakışları, Çiller'in işleriyle pek denk düşerdi. Hatta çok düştüğü yerde, Tansu Hanım tarafından: "Bu devlet için kurşun atan da yiyen de kahramandır," diyerek kaldırılmıştı. İki kez bakan yapılmıştı.
Özellikle Adalet Bakanı olarak, doğrusu çok iyi bakmıştı devlet içindeki çeteleşmeye. Derken Mehmet
Ağar'ın, Tansu Hanım'ın kendisi sandığı devlet içinde değil, öteki devletin içinde kurşun atıp kurşun yiyenlerden olduğu anlaşıldı. Tansu Hanım, doğrusu başka bir çetenin kahramanıyla yapamazdı. Yolları ayrıldı. Aralarına Elazığ kedisi girdi. Elazığ kedileri nasıl olur bilmem ama, son olarak Tansu Hanım'ı fena tırmaladıkları kesin. O erkek elleri arasına alıp uzun uzun ovalayarak sıkan yumuşacık eller, artık gazi. O erkek gözlüklere dikilen derin bakışlar, boşluğa dönük birer mazi. Çünkü Mehmet Ağar, gözlüklerini çıkarttı. Artık kendisini yargıdan kurtarabilecek zirvelere bakıyor, yaylalara değil.
Bayram bitti sevgili okurlar, buyrun seyrana. Seçim heyecanı başlıyor.