Eza ve sefa
Radikal · 7 Nisan 1999
Türkiye gündeminin en gözde iki tutuklusuna ilişkin 'Adalet ve Ziyaret' başlıklı yazıma, Aydınlık dergisi Ankara İstihbarat Şefi Sinan Önüş'ten haklı bir eleştiri geldi. Ben, devleti yıkmaya ve bölmeye yönelik bir isyanın baş mimarı Apo ile yine bu devlet biçimini yıkmaya yönelik başka bir isyanın hazırlıkçısı Tayyip Erdoğan'a çekilen hapishane kıyaklarını sorgularken; 1991 yılında yaptığı bir konuşmayla Doğan Güreş efendinin gazabına uğrayıp düzmece bir 'Kürtçülük' suçlamasıyla tutuklanan İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek'i, bayram sırasında cezaevinde ziyaret etmek isteyen ailesi ve milletvekili adaylarına izin verilmemiş! Türk hapishanelerinde en adi suçlular, en büyük hırsızlar ağa keyfi sürerken, bazı siyasal suçluların özel mahrumiyet yöntemleriyle çürütüldüğünü ve hastalıktan öldürüldüğünü zaten biliyorduk. Ancak Öcalan ve Erdoğan'ın tutukluluğuna tanınan 'insanüstü haklar'a karşı İP Başkanı'na reva görülen bu 'insanaltı' davranış, Türkiye'nin de ceza sisteminde herkese eşit kurallar koymak ve uygulamakta ne kadar çifte standartlı ve 'Batılılar ne der?'e karşı ne denli zavallı olduğunu gösteriyor.
Eğer ben cahilsem, lütfen aydınlatın: Acaba ülkemizde hapishane yaşamı üzerine resmi olmayan bir kurum ya da kişi tarafından yapılmış ve yayınlanmış ciddi bir araştırma var mıdır? Acaba bir sosyolog, bir psikolog ya da filozof; belli deney ve deneklerden yola çıkarak hapis cezasının anlam, önem ve amacı konusunda bir fikir ileri sürmüş ve öneri getirmiş midir? Evinde, sanıkların cezaevi öncesi gördükleri işkencelerin raporları bulunduğu gerekçesiyle DGM'lerde süründürülen Dr. Cumhur Akpınar'ın başına gelenleri görünce, elbette böyle bir babayiğidin çıkıp hapishane üstüne yazıp çizmesini beklemek hata olur. Bizim ülkemiz, her alandaki yanlış, haksız ve yakışıksız uygulamaların düzelmesini sağlayacak tartışmaları, henüz başlamadan bitirmek, daha kabuğunda ezmekte çok ustadır. Ama bu uzman baskıcılık, her alanda güdük, çağdışı ve çirkin kalınmasının da başlıca nedenidir.
Hapis cezası nedir ve niye verilir? Birinci amaç, kuşkusuz topluma karşı suç işlemiş bireyi, suçuna orantılı bir süre için toplumdan izole etmek ve zararsız hale getirmektir. İkinci amaç ise, bu süre içinde işlediği suç üzerinde düşünmesini, nedamet getirmesini, değişmesini, kısacası çıkınca 'akıllanmasını' sağlamak. Sorarım size, Türk hapishanelerinden çıkıp da dogmalarını, kafasını ya da tuttuğu yanlış yolu değiştiren kaç kişi gördünüz? Elbette vardır değişen. Özellikle belli eğitim ve 'zekâ' düzeyinde olanlar arasında. Ama herhalde büyük çoğunluğun eski hamama, eski taslarıyla gittiğini kabul edersiniz. Örneğin aynı örgüte üye terör suçlularının Türk hapishanelerinde geniş genelinde aynı koğuşlarda yatmasını oldum olası yadırgamışımdır. İBDA-C'den TİKKO'ya tüm nifak odakları, hasta kafalarını kendilerine özel karargâhlar haline getirdikleri koğuşlarda aynı sekter koşullanma ve kurallarla doldurmayı sürdürüyor, hatta sapık davalarını içerde daha 'özgürce' güdüyorlar! Mafya ve kabadayı takımının yaşadığı hapishane 'sefa'ları da cabası.
Dolayısıyla bizim hapishaneler aslında tuhaf birer okul. Bu okulda suçsuzluk suç! Kimi tümüyle masum, kimisi incir çekirdeğini doldurmayan suçlardan sürüm sürüm süründürülürken, gerçek ve ağır suçlular çıkınca bıraktıkları yerden devam etsinler diye eğitiliyorlar.