Ceryan çarptı, böyle oldu
Radikal · 10 Nisan 1999
Müezzinlerin minareye çıkmadan, oturdukları yerden, kimi kez teybi mikrofona dayayıp, kimi kez 'canlı yayın', ama mutlaka hoparlörle ezan okudukları tek İslam ülkesi Türkiye'dir. Bense ezanın hoparlörsüzünü severim. Daha içten, daha ulvi gelir. Huşuyla dinlerim. Tunus'a, Fas'a gittim, hoparlörle ezan okunan tek cami görmedim. Belki Ortadoğu'da vardır, ama Türkiye'deki gibi yaygın olmadığı kesin. İslamiyet'e Şamanizm'den intikal ettiğimizden midir nedir, yalnızca müminler değil, dağlar taşlar da duyup titresin diye, bangır bangır okunur bizim ezanlar. Çoğu öylesine bet seslidir ki müezzinlerimizin, bazen bazı niyeti kötülerin insanı dinden imandan çıkarmak için bunları özel olarak kulağında davul duyarlılığı ve hançeresinde zurna taşıyanlar arasından seçip cıyak cıyak bağırttığını ya da sıtma görmemiş yumuşak kulaklılar gibi anırttığını düşünürüm. Müzikalitesi yaralı ezanlar, adı anılan Tanrı'ya bir saygısızlık gibi gelir, zaten O'nun da bu sakil ezanlardan şikâyetçi olduğuna eminimdir.
Geçen gün Antalya'nın Demre ilçesinde minareye çıkan imamı sabah ezanını okurken yıldırım çarptığını öğrendim. Herhalde Demre imamı değildi asıl hak eden ve sıtma görmemiş kimi hoparlörlülerin, ezanlarımızın canına minareye çıkmadan okumalarının hikmeti sebebi, 'yıldırım' korkusuyla açıklanabilirdi.
Derken, gökyüzünün elektrik gazabının ardından, yeryüzünden bir uyarı geldi. TBMM'nin genel kurul salonunda, bizim vücutlarında yalnızca yağ birikiyor sandığımız milletvekillerinin statik elektrikten yana da yüklerini tuttukları anlaşıldı. Milletimizin cebinden semiren vekillerimiz, aynı zamanda enerjimizin emicisiydiler ve vücutlarındaki statik elektrik Meclis'in elektronik sistemini altüst ediyor, oyların ters çıkmasına neden oluyordu. Oysa Meclis'teki yeni dekorun müteahhitliğini üstlenen Mustafa Kalemli'nin hokka şirketi, salonun tabanını 'Bu vekiller bu Meclis'te herhalde ayakkabıyla değil, yalınayak dolaşır, dolayısıyla elektriklerini boşaltır,' deyip özel bir halıyla kaplamıştı. TBMM'de elektronik sistem doğru çalışsa ne çıkar, çalışmasa ne yazardı, ama terliğe pek meraklı ve ayakkabı düşmanı milletvekillerimiz, nasıl olup da ayakkabılarını çıkarmıyorlardı? Acaba hep bana, hep bana deyip kimseye pabuç bırakmamak için mi? Yoksa cami alışkanlığıyla, çalınır diye korktuklarından mı?
Akıl hastanesinin müdürü bakmış, delinin biri ellerinden ayaklarından yatakhanenin tavanına asılı. "Ne bu?" demiş, bakıcıya. "Efendim, bu adam kendisini ampul sanıyor," demiş hasta bakıcı. "Olur mu öyle şey?" diye kükremiş müdür, "Hemen indirin şunu!" Bakıcı omuz silkmiş: "Emriniz olur vallahi, ama karışmam, çünkü karanlıkta kalacağız!"
Ya bizim milletvekilleri Meclis'te pabuçlarını çıkarsalardı, sevgili okurlar? Demokrasisiz kalır mıydık dersiniz?