Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Milliyetçilik ve zürriyetçilik

Radikal · 12 Nisan 1999

Küreselleşmeye hazırlanan dünyada kavimleşme eğilimlerinin pıtrak gibi çoğalması; toplumlarda mikro ve makro iradelerin çatıştığı bir sürece denk geldi, sevgili okurlar. Biraz ukala ve epeyce bilimsel görünmesine karşı, bu tespit basit ve anlaşılır örneklere dayanıyor. Tıpkı evrenselleşme, yani küreselleşme içinde patlak veren kavim milliyetçilikleri gibi; toplumların iç yapılarında da bugüne değin çoğunluğun eğilimleri üzerine kurulan düzenlerde, küçük ve özgün azınlık hakları ve ayrıcalıkları önem kazandı. Örneğin genel yapısı heteroseksüel toplumda, eşcinsel azınlıklar özgünlüklerini savunarak, çoğula tanınan hakları istediler ve kimi ülkelerde aldılar. Daha mikro bir örnek gerekirse, çoğulun yapısına göre verilen sosyal hizmetler sakatlara göre de düzenlenmeye başladı. Konuda çok geriden gelen Türkiye'de bile, sakatların binebileceği otobüsler, tekerlekli iskemleler için ayrı geçitler, özel asansörler gibi uygulamalarla büyük mesafeler kaydedildi. Demek ki, toplumların makro yapısında kendisine yer açan mikro öğeler ile küreselleşmeye doğru giden ulusların içinde baş gösteren azınlık milliyetçiliği çakışıyor, örtüşüyor.

İsteyerek ya da zorla bir ulus potasında eritilen kimi topluluklar, ulusal bünyede görece bir hürriyet talep ediyor, milleten ayrışmayı da din, dil ya da ırk zürriyetine dayandırıyorlar. 21. yüzyılda zirveye vuracak bu sosyolojik eğilim, umarım yanılıyorumdur ama, pek çok milletin parçalanmasıyla sonuçlanacak. Belki de devlet, demeliyim millet yerine. Çünkü parçalanmaya aday milletlerin gerçekten millet oldukları nereden belli ve zaten 'millet' ne demek?

Fransız tarihçi ve düşünür Ernest Renan, 11 Mart 1882 tarihinde Sorbonne Üniversitesi'nde verdiği 'Millet Nedir?' konulu konferansta, kavramın tarihçesi üzerine uzun bir inceleme yaptıktan sonra vardığı sonucu şöyle açıklar: "İnsanoğlu ne ırkının, ne dilinin, ne dininin, ne de nehir akışları ya da sıradağların tutsağıdır. Aklıselim ve yüreği sıcak insanların ortak vicdan bilinciyle oluşturdukları geniş topluluklara, millet denir. Bu vicdani bilinç, gücünü bireyin toplum lehine yaptığı fedakârlıklarla kanıtladığı sürece meşrudur ve var olmayı hak eder. Sınırları kuşku ve tartışma konusu olduğunda, tarafların fikrine başvurulmalıdır." Ernest Renan, söylevinin başında tüm ırkların, dinlerin, dillerin birbirine nasıl karıştığını, su yollarının ve sıradağların nasıl sınırlayıcı olamayacağını kanıtlamıştır. Bir kehanette de bulunur ve: "Büyük ihtimalle gelecekte bir Avrupa Konfederasyonu, Avrupa milletlerinin yerine geçecek" der. Bildiğiniz gibi AB, böyle bir konfederasyonun ilk adımlarıdır. Ancak Renan'ın görüşleri ve kehaneti dünyadaki tüm uluslar için geçerli midir? Hayır. Millet tanımı doğru olsa da, Renan'dan bu yana epeyce dinci, dilci ve ırkçı milliyetçiliklere tanık oldu ve olmakta dünya. Oysa bu öğelerden hiçbirinin karışmamış, arı duru olduğu söylenemez. Ama bazı insan toplulukları, ortak vicdan bilinci olarak bu öğelerle tanımladılar 'millet' kavramını. Önümüzdeki yüzyılda acaba hangi görüş kazanacak? Çoğul makro millet kavramı mı, yoksa tekil özelliklerden yola çıkan mikro millet anlayışı mı? Bilinmez.

Tek bilinen, her etkinin tepkiyi, her akımın direnci birlikte getirdiği. Dolayısıyla küçük birimlere parçalanma tehlikesiyle karşılaşan milletler, elbette direnecekler. Bu mücadeleden büyük olasılıkla, azınlıkları korkunç baskılarla bünyesinde eriten üniter devletler ya da federasyon sistemini, örneğin İsviçre gibi, tarihsel ve eşit temellere çok sağlam oturtmuş olanlar galip çıkacak. İki arada bir derede kalanların ya da ortak bilinçle bir millet yaratamayanların yitirecekleri, parçalanacakları kesin. Son örnek, Yugoslavya.