Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Karavana Tansu

Radikal · 14 Nisan 1999

'Hiçbir şey yapmamak, güç mü güç bir iştir.

Nedeni olmadan çok çalışmak, daha işime gelir.' Oscar Wilde

Benimse aklımı kurcalayan yaşam sırlarının başında, kimi insanların kolay dururken zoru seçmeleri gelir. Örneğin, dans etmeyi düşleyen bazı kız çocukları, kolayından oryantal dansözlük yapmak yerine niye yıllarca ve yıllarca ter döküp balerin olmayı yeğlerler? Niye sesi güzel kimileri, çok çok çalışmayı gerektiren opera şarkıcısı olmak isterler de, kolayından popçuluğu hayal etmezler? Neden sinema ya da televizyon filmlerinde oynamak varken, bazılarının tüm dünyası kutu büyüklüğünde bir tiyatrodur? Niçin apışarası anlatmadıkları zamanı saçmalayarak telafi edenlerin şöhretini değil de, yazar gibi yazarlığın çilesini şavullar az da olsa bazıları? Nasıl olur da aynı yetenekteki insanların kimi reklam panoları boyar da, diğerleri ressamdırlar?

Oysa...

Amaç sahne ışıklarıysa, projektörlerin daha çoğu, daha güçlüsü kolaycıyı aydınlatır. Alkışlarsa eğer, kolaycı daha çok alkışlanır. Para, şöhret, ilgi, iltifat daha çok kolaycılar içindir. Öyleyse hangi akla hizmet ve kaç bakla uğruna bir bölüm insanoğlu öğrenir, didinir, çalışır, çabalar ve kolaycıları hep geriden izlemek üzere koşturur?

Kaliteli seyirci için.

Seyircinin, okurun, dinlerin, hayranın kalitesi, yalnızca zoru seçen insanlar için önemlidir. Kalite, zoru başaranın kolaycıdan aldığı rövanştır. Bir balerin, oryantal dansöze yukarıdan bakar, çünkü onun karşısında göbek attığı seyirciyi aşağılar. Bir tenor, bağrı yanık mahsunları, iboları küçümser, çünkü onlara tempo tutan el çırpışları alkıştan saymaz. Yazarlar mazarları, ressamlar messamları okurların ve severlerin kalitesine göre adam yerine koymazlar, vb. Bütün bunlara bir de kalıcılık, bu dünyaya bir çentik atmak düşünü eklerseniz, çok az sayıda insanın neden zoru seçtiği anlaşılır.

Fransızların bir sözü vardır. 'Zor varken kolay yapmak niye?' diye sorarlar. Deyiş, alaycıdır. Ama zoru yadsımaz. Oysa bizim sağ elimizle sol kulağımızı göstererek verdiğimiz imgesel ders dahil, tüm deyişlerimiz 'kolay gele, işi uzatma, tak fişi bitir işi,' türündedir.

Belki de bu yüzden hep kısa kalıyoruz. Daha çok insan, zoru, uzun olanı, sağlamı seçmediği için. Siyasal arena, geniş geneli kolaycılığı yeğleyen toplumun özet aynası. Kolaycı politikacıların en kalaylısı ise Tansu Çiller. Söz verdi mi tutmanın, dediğini yapmanın, doğru söylemenin, ciddi politikanın, kısacası GERÇEK olmanın güçlüğünü anladı ve hiçbir hazırlık, eğitim, uğraşı, çaba gerekmeyen yolu seçti: YALANI. Ancak bir noktayı hiç hesaplamadı desteksiz atarken. Kısa, kolay ve yalan üstüne hiçbir sağlamlığın oturtulamayacağını. DYP kıratının kaderine bakın. Beygir olsa, süt taşırdı en azından. Düldül oldu, hayalet bir 'cowgirl' taşıyor. Kalamiti Tansu'yu.

Bülbülün çilesi dilindense, düldülün çilesi Çiller'den. Beli bükülmüş, varisli bacaklarıyla Kalamiti Tansu'nun salladığı havuca doğru ilerlemeye çalışıyor. Havuç da sahte oysa, hayal plastiğinden. Ve Kalamiti'nin tabancası habire atıyor, ama kurusıkı.

Kurusıkının da neticesi bellidir: karavana.

Geldim, buradayım, oyumu vereceğim ben de. Ve çok merak ediyorum: Acaba bu seçimlerde kaç seçmen daha, kolayın ve yalanın dönme dolabına binecek ve hiçbir yere gidemeyecek yine?