Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Geçip giderken...

Radikal · 17 Nisan 1999

Büyük devlet adamları ülkelerine yaptıkları hizmetlerle anılır ve anlatılırlar. Ancak sözün bittiği yerde, kendileri için yapılan mezarlar da anlatır önemlerini. Büyük adamların mezarları, gariptir ama, kendilerine benzer. Ayrıca arkalarında bıraktıkları ünü simgelerler. Sanki bu mezarları yapan mimarlar, mühendisler, ebedi uykusuna yatan kişinin özelliklerinden esinlenir. Bir örnek vermek gerekirse, Anıtkabir Atatürk'e yakışır. Sağlam, kunt, geniş, ferah, sade mimarisiyle, bir Roma tapınağı kalıcılığındadır. Bir de Turgut Özal'ın anıt mezarına göz atın: Merhum yaşarken neyse, adeta aynasıdır. Arabesk, gösterişli, zevksiz ve sonradan oldumculuğun tipik bir abidesi. Sizce kalıcı bir yapı mıdır? Beş yüz yıl sonrasına dayanmak üzere inşa edilmediği açıktır.

Demek büyük adam var, büyücek adam var. Büyücekten kasıt, önce büyük sanılıp zaman suyunda çekenler galiba.

15 Aralık 1840'ta Saint-Jerome Kilisesi'ne yerleştirilen Napolyon'un cenazesi, bu geçici mezarında tam 20 yıl bekledi. Söz konusu 20 yıl içinde, bir yandan harıl harıl İnvalides Sarayı'nda 'Napolyon'un mezarı' diye anılan gerçek anıt hazırlanıyor, bir yandan da isyanlar, başkaldırılar, kanlı çatışmalar, rejim değişiklikleri içinde çalkalanıyordu Fransa. Ama kan gövdeyi götürürken bile durmadı büyük adamın mezar inşaatı. Ortaya çıkan görkemli mimari, Visconti'nin imzasını taşıyordu. Bugün gezildiğinde, anıtın ortasında Napolyon'un üniformalı bir heykeli vardır. Mezarın ayak ucunda kocaman iki gümüş kupa durur; birinin içine imparatorun yüreği, diğerine iç organları konulmuştur. Mezarın arka planında, Pradier'nin yonttuğu ve Napolyon'un 12 zaferini imgeleyen dev heykeller yer alır ve imparatorluk mareşallerinin mezarlarının bulunduğu koridora açılan kapının iki yanında, Duret imzasını taşıyan heykeller, Austerlitz meydan muhaberesinde ele geçip eritilen düşman toplarının bronzundan dökülmüştür. Ve kapının üstünde: "Cenazemin ebediyen Seine nehri kıyılarında ve bunca sevdiğim Fransız halkının yanı başında istirahatını isterim," tümcesi yer almaktadır.

Napolyon, çok sevdiği Fransız halkını savaşlarda heba, ama tarihte ihya etmiş bir adamdır. Son toplamda, Napolyon'dan Fransa'ya hâlâ geçerli yasalar, olağanüstü bir devlet kavramı, yazışma dili, pozitif bilim atılımcılığı, kendi adını taşıyan siyasal kurallar ve bilimsel kuramlar kalmıştır.

Oysa Napolyon, Fransa devletinin başında yalnızca 18 yıl geçirmiştir. Kısa sayılacak iktidarına karşın, ölümünden yirmi yıl sonra bile kendisine bu görkemli anıt mezar layık görülmüştür. Atatürk'ün de Samsun'a çıkışından ölümüne dek geçen süre, topu topu 19 yıldır! Ne başardıysa bu kısacık zaman diliminde başarmış, üstelik halkını gereksiz savaşlarda heba etmemiştir. Demek ki büyük adamların büyüklükleri, iktidar süreleriyle ölçülmez. Kral, imparator, diktatör ve cumhurbaşkanı olmaları da kapsamlarını belirlemez. De Gaulle de büyüktür, Churchill de. Önemli olan, ülkelerinin talihine yön verdikleri sürede yaptıkları ya da yapmadıklarıdır.

Yarın seçimlere gidiyoruz. Bize kesintili de olsa yarım yüzyıldan fazladır verilen bu demokratik hak, Atatürk'ün kurduğu cumhuriyet temelleri üstüne inşa edilebildi ancak.

Günümüz Türkiye'sinde, maşallah iktidarı da, muhalefeti de uzun adam pek çok. Acaba yarınki sandıktan çıkacak bir büyük adam var mı dersiniz?