Kuşku
Radikal · 21 Nisan 1999
Geçen hafta oyumu kullanmak için Türkiye'ye geldiğimde, gazeteciler arasındaki
seçim-toto tahminleri son hızla sürüyordu. Çok sevdiğim iki arkadaşımla sohbet ederken, "MHP çıkış yapacak," dedim. "Ne kadar artırır oylarını?" dediler. "İkiye katlar," dedim. Güle güle bir hal oldular, "Sen iyice Fransızlaşmışsın, amma da attın!" diye dalga geçtiler nazikçe. Tahminde bulunurken, karşı tarafın görüşüne değer vermek gibi zararlı bir huyum vardır. Acaba yanılıyor muyum, diye geçirdim içimden. "Belki de haklısınız, abartmış olabilirim. Ancak MHP, hiç olmazsa DYP'nin önüne geçer," dedim. Ona da inanmadılar. Yazdırıp imzalattılar. Bugün, daima doğru çıkan ilk sezgime ihanet edip esas görüşümde, 'deli' diye damgalanma pahasına ısrar etmediğime çok pişmanım. Sevgili iki arkadaşımı saygıyla selamlıyor ve kendileriyle külliyetli bir bahse girmediğime hayıflanıyorum!
Ben hayıflanıyorum ya, aslında Türkiye'ye üç bin kilometre öteden bakan amatör bir tahminciyim. Türkiye'de ciddi ciddi anket yapan araştırma kurumlarının, iri kıyım profesyonellerin, kocaman kocaman yayınladıkları bilimsel öngörüleri nasıl yiyip yutacaklarını çok merak ediyorum.
Sezgilerim doğru çıktı diye, doğrusu zil takıp oynayamadım. Çünkü böyle olmasını hiç istemezdim. Elbette MHP'den söz ediyorum. Aslında, MHP'nin imge ve biçim değiştirdiğinin farkındayım. Devlet Bahçeli'nin parti yönetimine geldiği andan öteye ifade ettiği görüşlerde, demokrasi çerçevesi içinde ne biçem, ne de içerik açısından eleştirilecek tek bir yanlışı yok. Hatta Devlet Bahçeli'nin şahsında, pek çok merkez sağ ve sağ liderde bulunmayan iyi nitelikler buluyorum. Gerçek bir devlet adamı üslubuyla konuşuyor. Ölçülü, biçili, abartmasız ve siyasal görüşlerini paylaşırız ya da paylaşmayız, ama ilkeli bir tutumu var. Dolayısıyla Devlet Bahçeli'nin 'şimdilik' itici ya da korkutucu bir yanı yok.
Ancak...
MHP'nin geçmişini damgalayan korkunçluk, acaba Devlet Bahçeli'nin üslubunda sezilmiyor, bulunmuyor, görülmüyor diye gerçekten izale edildi mi? Gerçekten MHP, artık geçmişteki kaba güce dayalı, aşırı milliyetçi, karşıt görüşü vuran, öldüren parti değil mi? Birdenbire değişti mi? Partilerin de insanlar gibi yanlışlıklarını düzeltebileceğine, tekrar etmeyebileceğine inanan bir insanım ben. Örneğin Devlet Bahçeli'nin ve yönetici kadrolarının iyi niyetlerine inanıyorum. Göreve geldikleri günden bu yana, eski MHP'nin iç içe girdiği mafya çevreleriyle arasına bir mesafe koyduğu, kimi kirlenmiş, kimisi şaibeli kişilere sahip çıkmadığı kesin. Ama MHP'nin militan tabanından müthiş kuşkuluyum.
Çünkü...
Hasbelkader karşılaştığım genç MHP'lilerden edindiğim izlenim, bu partinin ümmetçi bir İslamiyet'i savunan FP'den farkının milli bir İslamiyetçiliği savunmak olduğu. Dolayısıyla gerçekten laik bir cumhuriyete ve çoğulcu bir demokrasiye ne kadar inandıklarını bilmiyorum. Atatürkçülük ilkelerinden söz ettiklerini hiç duymadım. Ayrıca yine genç MHP'nin Avrupa kadroları, Alaattin Çakıcı gibilerini tutuyor. Gözlerimle gördüm. Çakıcı'nın her davasında görünüşte düzgün MHP'liler mahkeme çerçevesinde 'tertibat' alıyorlar ve bu iş için ta Strasbourg'dan geliyorlar. İçlerinden ikisi, Fransız polisi tarafından silahlı oldukları için tutuklandı. Bütün bunlar MHP'de büyük bir değişim olduğuna işaret etmiyor. Seçim zaferi kutlayan MHP'liler de bıyık sendromu, bozkurt yüzükleri ve Ötüken kaynaklı söylemleriyle eskilerden hiç farklı değiller. Kimi tutuklu MHP'lilerin "Partim iktidara geldi, beni çıkarır artık!" diye görüş beyan etmeleri de Devlet Bahçeli'nin yeni ideolojisinin, MHP'nin militan tabanında pek anlaşılmadığını kanıtlıyor.
MHP'nin son seçimlerde aldığı oy oranı, artık bu tabanı çekirdek kitle militanlığından daha karmaşık yapıda bir geniş kütleye oturttu.
Şimdilik birinci bilinmeyen, Devlet Bahçeli ve yönetici kadrosunun, eskiye meyleden MHP'lilere ne derece hakim olabilecekleri. İkinci bilinmeyen ise, sağ ve sol milliyetçilerin başa geldiği Türkiye'nin dünyaya hangi söylemle açılacağı ya da... Kendi içine kapanacağı.