Hırsızlar
Radikal · 24 Nisan 1999
Yabancı dil bilsin bilmesin, sanırım biraz kitap taramış ve mürekkep yalamış herkes Victor Hugo'nun adını unutsa bile ciltler dolusu 'Sefiller' yapıtını bilir. Romanı okumamış olsa, onlarca kez sinemaya uyarlanan biçimlerinden birini görmüştür. Ariane Mnouchkine'in olağanüstü filmini ya da Robert Hossein'in daha az başarılı sahnelemesini görmezden gelen Anglosakson kültürlüler bile en azından Broadway'deki müzikalini seyretmiş ya da duymuşlardır. Peki acaba kimse, 'Sefiller'in baş kahramanı Jean Valjean'ın hayali bir kişilik olmadığını bilir mi?
Asıl adıyla Eugene François Vidocq, 1775 yılında doğup 1857 yılında ölen gerçek bir pranga mahkûmu ve dostu Victor Hugo'ya 'Sefiller' romanında Jean Valjean kişiliğini, yine dostu ve dev yazar Honore de Balzac'a ilk kez 'Goriot Baba'da sözünü ettiği Vautrin'i, şaşıracaksınız ama doğru, yine arkadaşı olan ve 'Üç Silahşörler'in babası Alexandre Dumas'ya 'Paris Mohikanları' romanında Polis Jackal tiplemesini esinleyen adamdır. Eugene Sue'nün 'Paris Sırları' adlı kitabı ise, büyük ölçüde Vidocq'un (ya da Jean Valjean) maceralarını anlatır. Öyle anlatır ki, eski pranga mahkumu Vidocq, Eugene Sue'nün yapıtını beğenmemiş, kafası kızmış ve oturup kendisi 'Gerçek Paris Sırları' adlı nazire kitabını yazmıştır. 1836 yılında kaleme aldığı 'Hırsızlar' denemesi ise, Balzac'ın özsözüyle yayımlanmıştır!
Kriminoloji ve edebiyat tarihinde özgün bir yer sahibi olan Vidocq'un inanılmaz yaşam öyküsünü sizlere yarın anlatacağım. Ancak bugün, eski pranga mahkûmu, hırsız, polis muhbiri ve... emniyet müdürü yazarımızın, 'Zindanlar, Hapis ve Ölüm Cezası' adlı eserinde, 'büyük hırsızlar'a ilişkin incelemesinin küçük bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Kibir, ama gururla ilgisi olmayan bir kibir, büyük hırsızların kişiliğine egemen duygudur. Sahip olmadıkları erdemlerle övünemeyecekleri için, kusurlarıyla böbürlenirler. Büyük hırsız asla parasız kalmamalıdır ölçüsünden yola çıkarak, küçük hırsızlarla aynı kefeye konulmak istemezler. Bu anlamda paralarını sergiler, küçüklerden farklarını önce giyimlerine gösterdikleri özenle belirtirler. Ancak bu özen, hırsız olmadan varsıl olanların giyim kuşamına asla benzemez. Çünkü hırsızlar, paralarının gücünü sergilemek için en zenginden daha pahalı giyinir, mücevher ve değerli eşya ile donanırlar. Sadelik, kendilerini yoksullaştıracak diye korkarlar. Reklama bayılırlar. Öyle ki, hırsızlıklarını ortaya seren gazete yayınları onları üzecek yerde, kibirlendirir. Olabildikleri zaman, genelinde hepsi çok iyi babadır. Hatta pek çok hırsız babanın çocuğu iyi mevkilere gelir. Ama büyük bir hırsızın, çocuğu iyi mevkide diye ununu eleyip eleğini astığı pek görülmemiştir. Mesleği öyle kolay terk etmezler. Tutuklandıklarında, bu profesyonel hırsızlar diğerlerinden daha uyumlu, daha itaatli ve yararlı olmaya dikkat eder; hapishane yönetimini derhal üst kabul ederek tüm ayrıcalıkları hemen sağlar, en çabuk da onlar bağışlanırlar. Açıklaması zor ama gerçektir, büyük hırsızlarla aynı çevreyi paylaşanlar arasından, suça iten kötü koşulların yarattığından daha çok suçlu çıkar!.."
Anlayacağınız, armut dibine düşer, diyor Vidocq. Bilmem bu hırsız tanımı size Türkiye'de son olarak milletvekili seçilen bazılarını, başta bir iki bağımsız olmak üzere, anımsattı mı? Devamı yarına.