Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

El hareket partisi

Radikal · 26 Nisan 1999

Yeni doğmuş bebek gözlerinin süt buğusu açılır açılmaz gördükleri ilk şey, elleridir. Tabii bu saptamayı, küçükken rahat dursun, büyüdükçe ana baba, en sonunda da herhangi bir otorite önünde hazır ola geçsin diye tepeden tırnağa mumya gibi kundaklanan zavallılar için yapmıyorum. Kolları bacakları serbest, dolayısıyla beyinleri özgür bırakılan bebekler, yumuk ellerini büyük bir merakla seyrederler önce. Kendilerine aidiyetini hemen değil, zamanla keşfederler. Parmaklarının açılıp kapanışını keyifle izler, ağızlarına götürüp emer, tadına bakarlar. Ellerini dış dünyayı tutmak için kullanmayı, yavaş yavaş öğrenirler.

Sizin evde de öyle miydi bilmiyorum, ben küçükken bizim evde bir 'sol el' sendromu vardı. Boyum henüz lavabo düzeyine erişirken, elimi yüzümü yıkayışımı denetleyen babam: "Sol el," diye uyarırdı, "Burnunu sümkürürken sol elini kullan!" Annem ise taharet eğitiminde soldan yana ısrarlıydı. Ama her ikisi de, sofra adabında aynı kefeye koyuyorlardı

ağırlıklarını. Mama kaşığı illaki sağ elle tutulacaktı. Biraz daha büyüyünce bıçak, sağ elin otoritesi altına giriyor, sol ele daha tali bir aletin, çatalın sorumluluğu veriliyordu ancak. Bütün bu uyarılara çok kızdığımı, ancak açıktan karşı çıkamadığımı çok iyi

anımsıyorum. Nasıl bir çocuk muhakemesi sonucu oldu bilmiyorum, kapalı bir mücadeleyle, yani anne babamın görmediği ve 'sol el!' dedikleri her yerde sağ elimi kullandım, solak olmadığım için sağ dedikleri yerde de sağ elime abandım. Bugün bile sol bileğim daha ince, sol elim yarı atıldır, tek başına hiçbir iş yapamaz.

Dolayısıyla 68'li yıllarda sokaklarda sol yumruklarını sıkıp havaya kaldırarak dolaşan gençliğe hem şaşırdım, hem hayran kaldım. Şaşırdım, çünkü güçsüz ellerini yumruk yapmakla, kimseyi etkili biçimde dövemeyecekleri kesindi. Hayran kaldım, çünkü ezilmişleri savunmakta hakkı yenen sol eli bile unutmamışlardı! Oysa dünya solcuları, sağ ellerini yumruk yapıp sallıyorlardı. Sonuç olarak sağ yumruklarını sıkan dünya solu, zaman içerisinde önemli haklar edindi. Sol elin ezilmişliğini savunan bizim solcular ise, hava almakla kalmayıp epeyce dayak yediler.

Günümüzde siyasal partiler, solun literatürüne giren sol ya da sağ yumrukları bir yana bırakıp parmak işaretleri yapmayı tercih ediyorlar. Çeneleri yeterince düşük olmasına karşın, sağır dilsizlerin de

iyice anlayacağı işaret kodları var. Hepsinin göbek adı, aslında El Hareket Partisi. Örneğin önce RP, şimdi FP baş parmağı yukarı dikerek cennete doğru otostop yapıyor. DYP, salt işaret parmağını kaldırarak tek lider Çiller'in 'ben, ben, ben,' sendromunu gösteriyor. ANAP, kendi kendine sıktığı elinde avucunda ne varsa öğütmüş durumda memnun, mesut. MHP, kurtbaşı işaretine seçimlerden sonra eklenen 'zen' anlamıyla, ruhsal değişimini, yeni sükûnetini, Asya'da bir yerlerde varılacak huzuru ifade ediyor. DSP ise şimdiye dek kullanmadığı sağır dilsiz alfabesindeki yerini baş, işaret ve orta parmaklarını kaldırarak almaya karar vermiş. Önce ne demek istiyorlar acaba, diye düşündüm ve DSP işaretinin en çok borsada geçerli olduğuna, dolayısıyla liberal ekonomiye göz kırptığına karar verdim. Sonra yanıldığımı anladım, çünkü tüm partilerin kullandığı tüm işaretler, en hızlı biçimde borsa tellalları tarafından yapılıyordu. Dolayısıyla DSP'nin üç parmakla neyi göstermeye hazırlandığını, hâlâ çözebilmiş değilim.

Ancak...

Böylece Türkiye'nin siyasal arenasında kullanılmayan tek el işareti kaldı: sağ ya da sol, tüm eli yumruk yapıp orta parmağı havaya dikmek. Aslında dünyanın her yerinde aynı anlama gelen bu hareketi, seçmenler bazı partilere oy sandığından çıkardı. Seçimlerden sonra istifa etmeyen bazı liderler ise göstermeden yapıyorlar ama, seçmenlere mi yapıyorlar, kendi partilerine mi yapıyorlar, orası belli değil.