Okurlarıma
Radikal · 3 Mayıs 1999
Dal gibi, karayağız, alabildiğine yakışıklı bir delikanlıydı Selim Işım. Şimdi (orta) yaşlanınca gençlerden hoşlandığımı sanıyordum ama, onun yıllar sonra gelen mektubunu okuyunca, daha o zamanlar bile kendimden genç insanları ne kadar sevdiğimi anımsadım. Ben evli ve üniversiteli, o henüz liseliydi. Fotoğrafçı eşlerimin ilki, Gökçe'nin babasıdır. Selim'le birlikte ona yamak olarak, Taksim'deki 'Ka Stüdyo'nun karanlık odalarında harıl harıl resim basardık. Bir fuara yüzlerce fotoğraf yetiştirilecekti. 70/100 siyahbeyaz baskılar. Taksim'de sular kesilir, Maçka'daki bordum katına taşınırdı ikinci banyodan çıkan rulolar. Nasıl bir eziyetti, anlatamam. Ne kadar genç ve inançlıymışız! Fotoğrafların basılması yetmiyordu. Her birini tek tek, papel kaplı suntalara yapıştırıyorduk. Elimizde birer kauçuk merdane, araya sıkışan hava kabarcıklarını kovalıyorduk. Bir aylık inanılmaz tempo sonunda, hava kabarcıkları karabasan haline gelmişti. Rüyalarımıza giriyordu. Bir gece, havaalanından THY'nin servisi ile Şişhane'ye dönüyorduk. Hepimiz hoşaf gibiydik. Son parti siparişi fuara göndermiştik. Bindiğimiz eski servis otobüsünün tavan kaplaması kabarmıştı. Selim'in gözleri tavandaki şişmiş formikaya dalıp gitmişti, yorgun bir sesle sordu: "Nasıl yapıştıracağız bunu?"
Evet, canım kardeşim. Evet, Selim. Seni unutmadım. Gökçe'nin babası yaşlanamadan öldü. Bana, "Hiç değişmemişsin!" diyorsun. Ya sen?
Hep öyle yakışıklı mısın? Bir fotoğrafını gönder bana, kırık yaşamlarımızın penceresine yapıştıracağım! Anılardan daha sağlam ne var?
Sevgili Özay Maral, 'muhteşemhiperkulade' olan asıl sensin, senin coşkun. Özel yanıt veremediğim için bağışla, hep böyle kal. Üslubuna ve mizahına özendiğim tek yazar, her yazısını içer gibi okuduğum, ustam Türker Alkan: Internet mesajında yalnızca 'Merhaba' sözü yer almış, gerisini bekliyorum, sana da binlerce 'Merhaba!' Sevgili Yaşar Ergin, sözünüzü dinleyecek, köşedeki suretimi yakında değiştireceğim, biraz bekleyin. Sevgili Savaş Yazıcı, gönderdiğiniz bilgileri ilgiyle okudum, tuttum. Sevgili Seyhan Topraktepe, Semih Özeren, Bora Fidan, Gürcan İlbaşmış, Jak Kori, Özgür Boz, Yiğit Kadıoğlu, Yüksel Kılıçturgay, Gülsen Gündoğdu, Haluk Hulki Akman, Can Bilge, Devrim Fidancı, Ekim Aytaç, Dr. Şamil Işık, Tamer Demirkol, Bekir C., Oğuz Şahin, GSM mesajcısı bilinmez okurum, Alev İzci, Tayfun,
Yaşar Tekeli, Mustafa Aztopal, Zeynel Aksakal ve yine ve her zaman yazmakta devam eden okurlarım Can Akkerman, Timur Ertekin, Jacques Jeulin, Günce Mehmet Karakan, Cem Mansur; ne kadar çok ve azız bizler, ben sizin sayenizde varım! Gücümü sizlerden alıyorum, çünkü bir o kadar da sevmeyenim var.
Gönderdiğiniz mesajlara tek tek yanıt verememekten duyduğum çaresiz üzüntüyü, bir kez daha ifade ediyorum. Örneğin, sevgili Yiğit Aksakoğlu ve öğrenci arkadaşlarına elbette öneri götürüp yardım etmek isterdim, ama yazılarımı yazamam ki, o zaman! Beni bağışladığınızı biliyorum. Yaşamdaki tek lüksüm, aldığım öteki mesajlara, sığ beyin ürünlerine, temelsiz eleştirilere, düşmanlık ve tehdit kokan saçmalara, sizin imzaladığınız düşüncelere dayanarak sırt dönebilmemdir. Doğru yolda olduğumu, sizin satırlarınızdan anlıyorum. Sizi izliyorum. Yoksa kaybolurum.