Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Biçim ve içerik

Radikal · 5 Mayıs 1999

Gördünüz mü başımıza gelenleri? Merve Hanım başını açmadı, bizde kafa kalmadı. Kiminin tepesi attı, kiminin aklı şaştı, kimininki iyiden iyiye kaçtı, olanlar oldu, kara güllü bir bez parçası tüm Türkiye'ye karalar bağlattı. Adamların yarısı, Merve Hanım'a 'aç, aç, aç' diye tempo tutuyor, diğer yarısı 'ört, ört, ört', diye. Eskiden kadınlar soyunarak 'olay' olurlardı; anladığım kadarıyla devir değişti, şimdi giyinenler 'olay kadın'lar.

Bildiğiniz gibi türbana, sıkmabaşa, çarşafa, yeldirmeye yani kadını 'yasak' bir meta haline getiren her türlü ambalaja karşıyım. 'Yasak' kavramına 'özgürlük' istenemeyeceği de mantık olarak açıktır. Ancak Merve Kavakçı'nın kendisine reva gördüğü baş yasaklaması ile Türkiye'nin başına ördüğü çorabı bugün değişik açıdan büyüteç altına almak istiyorum. Merve Hanım'ın türbanında neyi tartışıyoruz biz? Biçimi mi, yoksa içeriği mi? Sanırım herkes içeriği tartışıyor. Muhalifler, Merve Hanım'ın türbanını, sistemin karşısına koyuyorlar, devletle hesaplaşma olarak algılıyorlar, rejim düşmanlığıyla suçluyorlar. Merve Hanım'ın türbanına muhalif olmayanlar, sistemin ve rejimin bir bez parçasıyla değişmeyeceğini savunuyorlar. Bence her iki taraf da haklı. Evet, Merve Kavakçı 'kişisel yasaklama tercihi' diye sunduğu bez parçasıyla pekâlâ rejime karşı tavır almak için Meclis'e girmiştir. Hayır, Merve Hanım'ın türbanı, sistem ve rejimi değiştirmeye yetmez.

Ancak Meclis'e türbanlı gelmek, bırakın içeriği, her şeyden önce biçim olarak yanlıştır. Başını örtmeyen bir hanımın Meclis'e seçilip, geniş kenarlı, güllerle bezenmiş, düğünlerde giyilen türden bir şapkayla geldiğini ve kürsüye yemin etmek üzere bu şapkayla çıktığını düşünün. Olur mu? Olmaz. Çünkü Meclis'e, türbanla gelinemeyeceği gibi, şapkayla da girilmez. Ne erkek milletvekilleri şapkayla çıkabilir kürsüye, ne kadın milletvekilleri. Oysa şapka, kılık kıyafet yasamızın temelidir! Ama yasal diye Meclis'e şapkayla giremezsiniz. Öyleyse türbanla da giremezsiniz!

Tıpkı bir camiye, ayakkabıyla giremeyeceğiniz gibi. Tıpkı sokakta, bikiniyle dolaşamayacağınız gibi. Ama tam tersine, plajda da tayyör ya da frakla oturamayacağınız gibi. Toplumsal yaşamda, insanların giyim kuşamını yasalardan çok, yol yordam dediğimiz ve yazılı olmadan herkesin uyduğu terbiye kuralları belirler. Baş açılması gereken yerde kapamak ve kapanacak yerde açmak, her şeyden önce terbiyesizliktir, üstüne üstlük abestir.

Bugün Merve Kavakçı'nın Meclis'te, kız öğrencilerin üniversitede, kadın doktorların hastanelerde türban takmasına hoşgörü isteyenler, nedense 'hoşgörü' kavramını hep tek yönlü benimsiyorlar. Bu hanımlar ve efendiler, laik Türk kadınlarının ve yabancı turist hanımların camilere BAŞLARINI ÖRTMEDEN girmelerini hoşgördüklerinde, ben de Meclis'te türbanı hoşgörmeye hazırım. Ramazan ayında içki satmayan lokantalar, isteyene içki vermeye başladıkları zaman; temin ederim hoşgörüye inanacağım ben de. Oruç tutmadı diye kimsenin dövülüp öldürülmediği Türkiye'de, bir değil, iki ay oruç tutmaya hazırım her yıl. (Üstelik pek iyi olur, biraz zayıflarım!)

Ama bugünkü verilerle, türbana hoşgörü diye haykıranlar 'hep bana, hep bana' dedikleri hoşgörü asansörünü bir türlü geri yollamıyorlar. İşte bu yüzdendir ki, din Meclis'i camilere nasıl pabuçla ve açık başla girilemiyorsa, laik demokrasi Meclis'ine de kapalı başla girilemez. Ama pabuçsuz kaçmak serbesttir.