Nato kafa, nato mermer
Radikal · 12 Mayıs 1999
Her sabah horozlar ötmeden kalkıp 21. yüzyılın efendisi sanal bilimle boğuşmaya giden Prof. Nimbüs'ün anasıyla birlikte kahvaltı ettiği nadir günlerden biriydi. Bizim Nimbüs'ün zaman zaman, bilgisayar dizaynlı bir robotiyeden değil benden doğduğuna hayıflandığını sanıyorum. Etli canlı, dolayısıyla kusurlarla dolu görünüşüme dayanamadı kahvaltı sırasında ve televizyonu açtı. Top tüfek gürültülerini duyunca, dönüp neyi seyrediyor diye bakmadım önce. Bizimki 'klasik' savaş filmlerini pek sevmez. Çok ilgiyle izlediğini görünce şaşırdım. Birden, 'Çanakkale' sözü çalındı kulağıma. Ben de seyre başladım. France 3 televizyonu, 'Büyük Savaşlar' adlı dizisinde 1915 Çanakkale Savaşı'nı kalitesi şaşırtıcı düzeyde temiz belgesel filmlerle anlatıyor ve savaşın ayrıntılarını İngiliz, Fransız tarihçilere, Türk uzmanlara yorumlattırıyordu. Derken 9-10 Ağustos tarihi ve Atatürk'ün portresi belirdi ekranda. Ve anlatıcı, "Türklerin askeri dehası Mustafa Kemal..." diye başladığı uzun yorumda Conk Bayırı, Anafartalar zaferinin nasıl kazanıldığını tüm stratejik ve teknik yönleriyle ele aldıktan sonra Mustafa Kemal'i; Churchill'i bir çeyrek yüzyıl boyunca tarihin karanlıklarına gömen 'Batılı' yenilgisinin mimarı ve Çanakkale zaferinin tüm Batılı hesaplarını altüst eden Türk kahramanı olarak tanıttı. Belgesel bittiğinde, bir düşüncedir aldı beni. Düşmanın, 'Çanakkale'nin Türk galibi' ilan ettiği Mustafa Kemal için, bizim içimizdeki, dolayısıyla bin misli daha tehlikeli ve alçak sesler yıllardır: "Çanakkale zaferini o kazanmadı, zaten ordular Liman Von Sanders'in yönetimindeydi," diyorlardı. Gerçeği yansız bir taraftan duyabilmek için, o savaşta düşman
olarak Türk ordularının karşısında bulunan Fransızları, İngilizleri dinlemek gerekiyordu, demek ki. Liman Von Sanders'in aptalca emirlerine uymayarak, yani divanı harbi göze alarak savaşın akışını değiştiren, nihai zaferi belirleyen insanı, varlıklarını ona borçlu iç düşmanlar değil, çekilmek zorunda bıraktığı düşmanlar 'galip' kabul ediyorlardı.
Aynı kişiler, bugün cumhuriyetin temellerini çürütmekle iştigal etmekteydiler. Elbette ki şaşılacak bir yan yoktu. Benim asıl şaşırdığım, Meclis'e şeriat türbanını sokmaya kalktıklarında, bu ezelden ebede muzırata destek veren sözümona laik takımıydı. Çok merak ediyorum, Merve'nin türbanına 'demokratik özgürlük' diye arka çıkan yazar mazarlarımız, acaba, bildiğiniz gibi demokrasi, özgürlük ve insan hakları şampiyonu İran'da, baştan aşağı karalara bürünmüş ve hamamböcekleri kadar özgür, zavallı ve budala kadınların, Merve hatun hakkında kendileriyle aynı dili kullandıklarını duyup görünce, utanmadılar mı? Hiçbir aşağılık duygusuna kapılıp, kuşkuya düşmediler mi akıllarından? İlginç görünelim diye sahip çıktıkları fikirlerin peşine, özgürlüğün tam tersini, yani tutsaklığı, bağnazlığı savunan mazoşistlerin takılması hiç rahatsız etmedi mi kendilerini?
Sevgili köşe komşum Hakkı Devrim sayesinde, 'Nato kafa, nato mermer' deyiminin kökenini öğrendim. 'Na', Slavcada 'üstüne' demekmiş. 'To' ya da 'ti' ise, 'işte bu senin'. Özgürlük ve demokrasi diye, din diktası ve faşizminin kucağına oturan nato kafa nato mermerler; işte bu kalın kafalar sizin! Artık üstüne mi çıkarsınız, altına mı düşersiniz akılsızlığın, orasını bilemem. Ama akıl gibi gösterdiğiniz kurnazlığın,
İran'da iflas bayrağını çektiği kesin.