Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Demokratik intihar

Radikal · 14 Mayıs 1999

'Yaşamına son veren kişi, celladına rastlayıp onu öldüren bir kurbandır.' Alexandre Dumas (fils)

H

İnsan en çok yaptığı işi rüyasında görür ya, bendeniz de harıl harıl yazı yazarım uykuda. Dün gece bir şimşek çaktı, uykum aydınlandı, müthiş bir buluş yaptım! Yıllardır kafamı kurcalayan problemi şıp diye çözdüm. Meğerse bunca zamandır problemi: "Türkiye'de beşte bir adam, beşte dört cüdam var.

52 milyon cüdamının arasında 13 milyon adamın ne işi var? Ya da 13 milyon adamın bulunduğu bir ülkeden nasıl olup da 52 milyon cüdam çıkıyor?" diye yanlış okuyormuşum. Aslında şöyle okumak gerekiyormuş: "Türkiye'de demokrasi var!"

Demokrasi geleneği olmayan, toplumsal belleğinde demokrasi alışkanlığı bulunmayan Türkiye, ancak sonradan görmelerin iştahıyla bir demokrasi şampiyonu artık. Dünyanın başka hiçbir demokrat ülkesinde, toplum yapısı ve halk, böylesine dört dörtlük temsil edilmiyor ulusal meclisinde. En demokrat biziz!

Teröristler de insandır, diye hoşgörüp bir zamanlar bu ülkenin köşe başlarında pusu kuran, meydanlarda adam döven, belki de öldüren 19 çeteciyi milletvekili seçtik, ele geçirmek istedikleri devletin yularını ellerine verdik ve "Ne yapalım, demek ki halk çeteleşmek istiyor," dedik. Ve eski teröristleri, demokrat demokrat baş tacı ettik.

Mustafa Bayram adlı şahsın bir önceki Meclis'te kaldırılmış bir dokunulmazlığı, cinayet suçundan

24 yıl hapis istemiyle yargılandığı bir davası var. Siyasal fikri mikri yok, önce ANAP, sonra FP'liydi. Yüzüp gezip Bayram Ağa'sından vazgeçmeyen demokrat seçmenimiz, bir cinayet zanlısının vekilliğinden en küçük bir rahatsızlık duymadan yeniden Meclis'e soktu Mustafa Bayram'ı. Haydi diyelim ki, Bayram Efendi'nin seçmeni, zanlı vekilinin kişiliğinde kendi niteliklerini buluyordu. Peki ama, yargılanan sanıkların milletvekili adayı olmasına geçit veren bu seçim yasası neyin nesiydi? Efendime söyleyeyim, demokrasi gereği, katili pek bol bir ülkenin meclisinde kuşkusuz geniş katil kitlesinin de temsil edilmesi gerekiyordu.

Amerikan vatandaşı Türklerimiz de pek boldu maşallah. ABD ile ilişkilerimiz ve demokrasi gereği bu mutena sınıf temsilcilerini de dışarıda bırakamak olmazdı tabii, yüce Meclisimiz onlara da kucak açtı. Birinin kokusu çıktı, diğerlerininki ya çıkar, ya çıkmaz. Ama orada, TBMM'nin çatısı altındalar evelallah. Aynı biçimde, vatandaşı olmasalar bile İran, Suudi Arabistan, Libya gibi ülkeler de bazı vekillerimiz tarafından hakkıyla temsil ediliyorlar aynı çatı altında.

Söyleyin bana dostlar; katilleri, çetecileri, ilkokul mezunu cahilleri, yabancı devlet güdümündeki köstebekleri, şeriatçı örgüt üyeleriyle bir toplumun tüm katmanlarının böylesine doğru orantılı temsil edildiği bir demokrasi, başka hangi demokrat ülkenin meclisinde var?

Demek ki demokrasi rejimi, aslında eğri doğru hiçbir seçmenin aklına canilerin, katillerin, faşist çetecilerin ulusal meclise seçilebileceğini, milleti temsil edebileceğini getirmeyen uluslar için yararlı.

Bizdeki rejim ise resmen 'demokratik intihar'.

Çünkü herhalde bunca eski ve halen suçlu cüdam, vekili oldukları milleti 'suçtan' kurtarmak için Meclis'te değiller. Herhalde ülkemizdeki düşünen beyinlerin yaşam hakkını ve düşünce özgürlüğünü, daha birkaç yıl önce o beyinleri dağıtmakla işe başlayan eski faşistler vermeyecekler. Herhalde şeriatçılar, laik devlet kavramını korumak için Meclis yoluna düşmediler. Herhalde bu temsili Meclis'ten, 'adamlığın' kayırıldığı bir Türkiye çıkmayacak.

Cüdamların demokratlığından yine bu Türkiye, bu Türkiye'den yine cüdam demokratlığı, bu toplumdan bu yumurta, bu yumurtadan da bu toplum çıkacak.

Çürük yumurta kokusu, yalnızca adamları rahatsız eder. Onlar da bu ülkede beşte bir azınlıktır.