Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Hoştgörü

Radikal · 19 Mayıs 1999

Hürriyet Gazetesi'nde Recep Tanıtkan imzalı bir haberdi: Ankara'da Y.E. rumuzlu bir sosyete maması, Çankaya mevkiindeki saray yavrusu ikamethanesinde (kârhane mi demeliydim acaba?) hatırlı konuklarına sado-mazo partiler tertipliyormuş. En hatırlı, yani para babası konuklar arasında yer alan Urfalı bir toprak ağası, kendisini güçlü kuvvetli üç erkeğe zaptettirdikten sonra kamçılatıyor, kamçılandıkça daha çok kamçılanmak istiyor ve ancak iyice dövüldükten sonra şehvet denizlerine yelken açabiliyormuş. Hani dayak arsızı derler ya, öyle bir şey. Haberi okuyunca, "Ah!" dedim kendi kendime, "Ah, Ah!..." Ağalarının bu dayak sevdasını bir de Urfalı tebaası bilecekti ki bir şeye benzesin! Bir güzel meydan dayağı, yer misin yemez misin, reis-aşiret ilişkileri demokratikleşirdi vallahi. Psikolojide bilinen gerçektir: kişi başkasına yaptıklarının kendisine yapılmasını arzular gizliden gizliye. Zalimler, hem etkin, hem edilgen olarak hoşlanırlar zulümden. Dünyayı kana bulayan Hitler'in, cinsel yaşamında aşağılanmadan, canı acıtılmadan doygunluk bulamadığı bilinir örneğin.

Çağımızda 'hoşgörü' sözü dillerden düşmüyor. Ancak kendilerine 'hoşgörü' isteyenler, bakıyorum başkalarını 'hoştgörü'yorlar. Bu kapsamda, Urfalı ağanın mesajı çok açık. Tebaasına yaptığı zulmü hoşgörülen ağa, 'kusur' işleyen adamlarını döverken 'Hoşgör ağam!' diye yalvarılmasından bıkmış, 'hoştgörmek' ve 'hoştgörülmek' istiyor resmen!

Acaba diyorum, ülkemizde türban ve çarşafa hoşgörü talep edenler de bir kavram kargaşası içinde olmasınlar sakın? Örneğin İran'da çarşafa hoşgörü yok. Çünkü kadınların giymek zorunda oldukları üniforma, zaten çarşaf. Ama 'hoştgörü' var. Başını açmaya kalkan kadına meydan dayağı çekiliyor, yüzüne tükürülüyor, hakaret ediliyor, hapse atılıyor. Suudi Arabistan, daha da beter. Taşlanıyor, linç ediliyor. Afganistan, malum.

Demek ki çeşit ve tercih özgürlüğünün olduğu rejimlerden istenen bir tutum 'hoşgörü'. Peki ama, tek tip üniformayı ve yasağı benimsemişlerin özgür kadına çektiği 'hoştgörü'yü, niçin ve hangi mantığa dayanarak 'hoşgörmemiz' isteniyor bizim?

Mazoşist miyiz, biz kadınlar?

Çoğunluğu ele geçirdikleri gün, hepimizi çarşafa dolayacaklara, yasaklarla donatacaklara, eşitlik hakkını ve özgürlüğümüzü elimizden alacaklara niye 'hoşgörü' gösterelim? Galiba Türkiye'de türban ve çarşafa arka çıkan kimi sözde laik hemcinslerimin içinde gizli gizli, Urfalı ağa eğilimleri var.

Olur mu olur. Bunca sadistin kol gezdiği bir ülkede, elbette bir o kadar da mazoşist bulunması gerekir.

Bugün Türkiye'de, kadının kendisini bohçalama olanağı var. İsteyen kadın, kendi kendine yasaklar getirebilir, varlığını aşağılamak arzusunu dilediği gibi tatmin edebilir. Ancak... İster minicik, ister genç kız ya da kadın olsunlar, hepsi isteyerek kapanmıyorlar. Laik bir devlet, bu insanlara 'okula, üniversiteye, devlet dairesine, resmi göreve türban ve çarşafla gelemezsin!' yasağını getirerek, aslında bir özgürlük penceresi açmış olur. Hiç olmazsa baba zoru, koca zoru ya da koşullanmışlık sonucu kapanmak zorunda kalan birkaç çaresize, 'kapanmak yasak olduğu için açmak zorundayım, benim suçum değil' bahanesi, gerekçesi ve bir TERCİH HAKKI verilir. Özel yaşamında bu tercihi kullanmazsa, kendi bileceği iştir. Ama eşitlik ve özgürlük yanlısı bir devletin görevi, bu tercih HAKKINI, zorla da olsa sunmaktır.

Tersi hoşgörü değil, 'hoştgörü' olur.