Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Bitmeyen kakofoni

Radikal · 21 Mayıs 1999

Kişinin yaptığı iş çerçevesindeki onurlu duruşu, bir oraya bir buraya savrulmadan direnişi ve yanılgı oranını asgariye indirme yani başarı şansı, icra ettiği mesleğin geçmişten geleceğe tanımını çok iyi yapabilmekten geçer. Böyle bir analiz, elbette ki her şeyden önce beyinsel üretim gerektiren işler için geçerlidir. Örneğin gazetecilikte.

Basının birinci işlevi, 'haberciliktir.' Habercilik, bilgilendirmeyi içerir. Olayları okura yansıtmak, çelişkili görüşlere yer vermek ve yorumlamak yoluyla yurttaşların kolektif yaşam içinde öyle ya da böyle tercihler belirlemesine yardımcı olur. Çağdaş dünyanın giderek hızlanan evrimi ansiklopedik bilgi ve belgesel kitapları daha çabuk eskittiği için, basın son zamanlarda bu kaynakları güncelleştiren bir işlev de üstlendi. Ve kimileri, okul eğitiminin devamı olarak gördükleri basını 'paralel okul' ya da 'sürekli eğitim' aracı olarak tanımlıyor.

Basının, dünyada haber ve bilgilendirmeden yola çıkarak 'eğitim'e ulaşan son zamanlarını Türk basını, rotasını 'para'ya çevirmekle değerlendirdi. Amaç, erek ve hizmetini ekonomik çıkarlarına kilitledi ve haberciliği, kendisine para kazandıracak yönde bir araç olarak kullanmaya başladı. Sonuç: Uluslararası düzeyde iyi ve kötü partisyonlarıyla bir senfoni çalan basın, Türkiye'de tek tük düzgün notalar dışında, bitmeyen bir ticari kakofoni besteliyor.

Ticaret gailesinin, yansız habercilik ve işimize gelse de gelmese de doğru bilgilendirme gayesinin önüne geçişi sonucu bugün Türkiye'de ve hâlâ, dünya için çağdışı kalmış bir uygulama yapılıyor. Soyu tükenmekte olan gerçek gazeteciler, adi birer suçlu, vergi kaçırmış, borcunu ödememiş ya da müşteri dolandırmış tüccar gibi yargılanıyorlar. Son örnek, ORAL ÇALIŞLAR.

Oral Çalışlar, altı yıl önce Kemal Burkay ve Abdullah Öcalan'la yaptığı bir röportaj yüzünden bir yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı. İşin garibi, İstanbul 1 Numaralı DGM'de, Terörle Mücadele Yasası'nın 108. maddesinden, yani bölücülük suçuyla yargılanan Oral Çalışlar'ı mahkeme heyetinin sivil yargıçları mahkûm ettiler. Askeri Yargıç Ali

Başaran karara muhalefet şerhi koydu. Bazen bu ülkede, sivillerin daha asker, askerlerin daha sivil olduklarını düşünüyorum.

Oral Çalışlar, görünüşte 'bölücülükten' hüküm giydi. Artık Patagonya'da bile hiçbir gazetecinin onunla bununla röportaj yaptı diye hapse tıkılmadığı günümüzde, Türkiye'de verilen bu kararla Oral Çalışlar'ın kişiliğinde tüm gerçek gazetecilere 'ticari' bir mesaj veriliyor aslında. "Siz gidin, Sibele Ban, Hande Yatakizi'nin memesini yazın. Kim kiminle fingirdiyor, kim kimi kiminle fingirdedi diye gebertiyor, onu haber verin! Türkiye'nin temel sorunları hakkında tartışma açmak, düşünce ortamı yaratmak neyinize?" deniyor.

Basın, Türkiye'nin yaşamsal sorunları hakkında fikir alanı açmak, çözüm arayışlarına yönelmekten men ediliyor!

Çünkü bizim işimiz, yani gazetecilik, ne yazık ki artık geniş genelinde ticaret. İşimiz ticaret olunca, işte baldır bacak, işte skandal bucak, onlar para ediyor!

Devletin ve yargının, fikir basınına hâlâ yabancı, tartışma özgürlüğüne bunca uzak olmasının nedeni büyük ölçüde basının kendisi değil mi? Eğer basın, ticarete verdiği ağırlığı onca gazetecinin hapislerde süründürüldüğü bunca yıldır 'haber alma ve iletişim özgürlüğü'nü kazanmak, savunmak ve korumak için kullansaydı, bir Oral Çalışlar mahkûm edilebilir miydi hâlâ?